Beşiktaş son dönemde oynadığı maçlarda ürettiği
pozisyonları gole çevirmekte ciddi sıkıntı yaşıyordu. Eskişehirspor karşısında
da benzer bir tabloyla karşılaştık. Bunda elbette rakibin oyun planının büyük
payı vardı. Eskişehirspor savunmasını kendi ceza sahasına yakın bir bölgede
kurarak alanları mümkün olduğunca daralttı ve öncelikle gol yememeyi düşündü.
Böyle takımlara karşı oynamak her zaman zordur. Hücum etmeyi ve tempolu futbol
oynamayı seven bir takımın karşısına adeta bir duvar örüldüğünde, ne kadar çok
topa sahip olursanız olun istediğiniz pozisyonları üretmekte zorlanabilirsiniz.
Üstelik bu anlayış yalnızca rakibi değil, maçı izleyenleri de yoruyor. Futbol
oynanıyor ama insan bir türlü maçın içine giremiyor.
Bu karşılaşmada Almeida'nın eksikliği fazlasıyla
hissedildi. Geçen maçta talihsiz bir şekilde sakatlanmamış olsaydı
Eskişehirspor karşısında gol bulabileceğini düşünüyorum. Onun yerine sahaya
çıkan Ömer ise doğrusu bizleri şaşırttı ve oldukça tutuk bir futbol sergiledi.
Bu performans ister istemez aklıma şu soruyu getirdi: Acaba Ömer, maçlara ilk
on birde başlayan bir golcüden çok, ilerleyen dakikalarda yorulmuş savunmaların
karşısına çıkarak fırsatları değerlendirebilen bir oyuncu mu? Bunu söylemek için
elbette tek maç yeterli değil ama daha basit ifadeyle, kendisine verilen bu
fırsatı pek iyi değerlendiremedi.
Jones'un oyundan alınmasını da doğru bulmadım. Güçlü ve
diri görüntüsüyle sahada kaldığı süre boyunca neredeyse her yerde kendisini
gösteriyordu. Holosko'nun oyuna alınması ise doğru bir hamleydi; çünkü
dakikalar ilerliyor ve Beşiktaş'ın gole her zamankinden daha fazla ihtiyacı
oluyordu. Ancak Holosko sahaya girerken çıkan oyuncunun Jones olmaması
gerektiğini düşünüyorum. Nitekim Holosko tecrübesiyle Eskişehirspor savunmasını
yıprattı ve seksen dokuzuncu dakikada gelen golün oluşmasında önemli rol oynadı.
Beşiktaş'a transfer olmadan önce performansını takip
ettiğim Kerim'in kadroda kendisine yeterince yer bulamaması da dikkatimi
çekiyor. Mustafa ise hâlâ o çok istediği ilk golüne ulaşamadı. Nedense Mustafa
bir kez golü bulduğunda gerisinin geleceğine gönülden inanıyorum. Bazen bir gol
yalnızca skoru değiştirmez; futbolcunun üzerindeki görünmez bir ağırlığı da
kaldırır.
Beşiktaş bu karşılaşmayı kazanamasaydı şampiyonluk
hayalinin büyük ölçüde gelecek sezona kalacağını düşünüyordum. Eskişehirspor
karşısında alınan üç puan ise bizi yarışın içinde tutmakla kalmadı, önümüzdeki
fikstüre daha umutlu bakmamızı da sağladı. Aynı günün akşamında lider
Fenerbahçe Trabzonspor deplasmanına çıkacaktı. Beşiktaş'ın önündeki maçlara
baktığımda ise Fenerbahçe'yi Olimpiyat Stadyumu'nda ağırlayacağımız karşılaşma
dışında özellikle korkmamızı gerektirecek bir fikstür görmüyorum. Bütün bunlar,
kendi stadyumu inşaat hâlinde olmasına rağmen Beşiktaş'ın sezon sonunda
şampiyonluk kupasını kaldırabilme ihtimalini hâlâ canlı tutuyor.
Maçın Beşiktaşlılar adına en güzel anından da ayrıca
bahsetmek isterim. Ersan attığı golün ardından tribünlere koştu ve
Beşiktaşlılarla kucaklaştı. Böyle gol sevinçlerini gerçekten seviyorum.
Futbolcuyla tribün arasındaki sınır birkaç saniyeliğine ortadan kalkıyor ve
herkes aynı sevincin içinde buluşuyor. Golün kendisine ne kadar sevindiysem
ortaya çıkan o güzel görüntüden de en az o kadar keyif aldım.
Ne var ki hakem, bu sevinç gösterisinin ardından Ersan'a
sarı kart gösterdi. Futbol kuralları içerisinde oyuncuların tribünlere giderek
seyircilerle sevincini paylaşmasını yasaklayan bir madde olup olmadığını
açıkçası bilmiyorum. Eğer varsa da bana pek anlamlı gelmiyor. Futbolun giderek
daha fazla kuralla çevrelendiği bir dönemde, oyunun en doğal ve insani
anlarından birinin cezalandırılması bana tuhaf geliyor. Sonuçta futbol biraz da
o birkaç saniyelik kontrolsüz mutluluk için güzel değil mi?
Son olarak Slaven Bilic'in maç içerisindeki heyecanını
karşılaşma sonrasına taşıyarak yayıncı kuruluş hakkında sert açıklamalarda
bulunmasını doğru bulmadığımı söylemeliyim. Konunun stüdyodaki yorumcu Markus
Merk'e kadar uzanması işi daha da tatsız bir noktaya götürdü. Bilic'in sahip
olduğu amatör ruhu ve onun getirdiği saf heyecanı seviyorum. Zaten kendisini
Beşiktaş'a bu kadar yakıştırmamın sebeplerinden biri de bu. Fakat o heyecan
öfkeye dönüşmeye başladığında bundan en fazla zarar görecek kişi yine Bilic'in
kendisi olur.
Slaven Bilic gibi başarılı ve Beşiktaş'la böylesine duygusal bağ kurabilecek
bir teknik direktör her zaman bulunmuyor. Belki kulüp içerisinde Türkiye'deki
futbol ortamını daha uzun yıllardır tanıyan birilerinin zaman zaman kendisine
yol göstermesi iyi olabilir. Bilic'in heyecanını kaybetmesini değil, o heyecanı
doğru yere yöneltmesini isterim. Çünkü bana kalırsa Beşiktaş'ın ihtiyacı daha
az Bilic değil; öfkesini de futbolu kadar iyi yönetebilen bir Bilic.
Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.
Hakem: M. Kâmil Abitoğlu.
Beşiktaş: Tolga, Serdar, Pedro, Ersan, Motta, Gökhan, Jones (Dk.60 Holosko),
Veli, Oğuzhan, Olcay (Dk.76 Kerim Frei), Ömer Şişmanoğlu (Dk.60 Mustafa
Pektemek)
Teknik Direktör: Slaven Bilic.
Eskişehirspor: Boffin, Kâmil, Akaminko, Sezgin, Tarık, Lawal, Aytaç, Kamara, Jorquera
(Dk.74 Erman Kılıç), Erkan (Dk.81 Özgür), Bienvenu (Dk.64 Onur)
Teknik Direktör: Ertuğrul Sağlam.
Sarı Kartlar: Lawal (Eskişehirspor), Motta, Oğuzhan, Ersan (Beşiktaş)
Gol: Dk.89 Ersan Gülüm (Beşiktaş)




Kaleminize sağlık,
YanıtlaSilMaçı anlatan spiker-yorumcu!! arkadaşların maçı bitirme heyecan ve gayretlerini de yabana atmamak lazım.
Ekranda saat 85.26 yı gösterirken hazretin " Şu anda maçın 87.nci dakikasına da girdik" demesi çok hoştu.
Arkadaş herhalde Londra saatine göre ayarlamış kendisini.
Bizim maçlarımızda ne sebeple bilemiyorum "Gözler maçın hakeminde" özdeyişini hiç kullanmıyorlar.
Bu güzel özdeyişi çok sevdiğimden istemesemde, Fener ve GS. maçlarını seyretmek zorunda kalıyorum.
Top orta sahada yan paslarla dolaştırılırken maçı gol pozisyonu varmış gibi heyecanla anlatmaları ve rakip takımın oyun kuralları içinde topa müdahalelerinde de "Gözler maçın hakeminde" zorlamaları çok hoş. İyi ki maçın hakemleri bu arkadaşları naklen dinlemiyor yoksa orta sahada yapılan faullere de arkadaşların tuttukları takım lehine penaltı çalmak zorunda kalacaklar.
Haftaya yeni yorumlarda buluşmak dileğiyle,
Saygılarımla