1 Ekim 2016 Cumartesi

RİZESPOR 0 - 1 BEŞİKTAŞ (01/EKİM/2016)



Beşiktaş, 2016-2017 Süper Lig sezonunun altıncı maçında Rizespor'a konuk oldu. Büyük bölümü düşük tempoda geçen ve uzun süre iki takımın da galibiyete ulaşacak hamleyi yapamadığı karşılaşmayı Kara Kartal, uzatma dakikalarında Adriano'nun ayağından gelen muhteşem golle 1-0 kazanarak üç puanı almayı başardı.

Öncelikle kadro tercihine bakmak gerekiyor. Beşiktaş hafta içinde Şampiyonlar Ligi'nde Dinamo Kiev'i ağırlamış ve 1-1 berabere kalmıştı. Şenol Güneş doğal olarak Rizespor karşısına farklı bir kadroyla çıktı. Fakat doğrudan hocayı eleştirmek yerine sahaya çıkan takıma bakmak gerektiğini düşünüyorum. Savunması ve orta sahası gayet yerinde, üstelik iki santrforla oynayan bir Beşiktaş vardı. Elbette buna as kadro diyemeyiz ama eksik bir takım da değildi. O hâlde ilk 45 dakikanın neden böylesine düşük tempoda ve galibiyet arzusundan uzak geçtiğini de sormak gerekiyor.

Seksenli yıllarda alışık olduğumuz bir takım anlayışı vardı. Neredeyse değişmeyen bir ilk on bir sahaya çıkar, forma numaraları bile birden on bire sıralanırdı. Bir oyuncu sakatlanmadığı sürece yedeklerden birinin forma bulması kolay değildi. Fakat artık yıl 2016 ve futbol çok değişti. Büyük takımlar yalnızca güçlü bir ilk on bire değil, farklı kulvarlarda oynarken sahaya sürebilecekleri alternatif kadrolara da sahip olmak zorunda. Beşiktaş'ın hedefi Türkiye sınırlarını aşmaksa, sahaya hangi oyuncular çıkarsa çıksın takımın kazanma isteğini ve oyun anlayışını koruyabilmesi gerekiyor. İlk yarıda bunu başardığımızı söylemek ne yazık ki mümkün değildi. Neyse ki devreyi gol yemeden kapattık.

Şenol Güneş ikinci yarıya iki değişiklikle başladı. Quaresma ve Aboubakar oyuna girerken Olcay ile Ömer kenara geldi. Q7 ve Aboubakar'ın katılmasıyla birlikte karşılaşmanın görüntüsü de değişti ve Beşiktaş, Rizespor üzerinde daha fazla baskı kurmaya başladı. Bu sevindirici olduğu kadar üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Çünkü as oyuncular oyuna girdikten sonra takımın böylesine belirgin biçimde değişmesi, kadro alternatiflerinin henüz aynı oyun seviyesine ulaşamadığını gösteriyor.


TOLGAY İYİYDİ AMA ŞÜPHESİZ ONDAN BEKLENTİLER DAHA YÜKSEK

Bir de bugün topun Beşiktaş'ı pek sevmediği belliydi. Ne kadar hücum etmeye çalışsak ya pozisyonlar cılız kaldı ya da son vuruşlar kaleyi bulmadı. Top sanki Kara Kartal'dan kaçıyor, gol olmamak için elinden geleni yapıyordu. Rizespor ise özellikle ikinci yarıda daha çok kendi yarı sahasında kalmayı tercih etti. İlk yarıdaki düşük tempomuzu değerlendirebilselerdi karşılaşmanın bizim açımızdan çok daha zor bir hâle gelmesi mümkündü.

Dakikalar ilerledikçe 0-0'ın maçın sonucu olacağı düşüncesine iyice alışmaya başlamıştım. 80. dakikadan sonra Rizesporlu oyuncular da oyunun temposunu düşürmeye başladı. Bunu çok da yadırgamıyorum; Beşiktaş karşısında alınacak bir puanın onlar açısından değerli olması son derece doğal.

Şenol Güneş son hamlesini Adriano'yu oyuna alarak yaptı. Bu kez Necip kenara geldi. Adriano'nun Barcelona'dan gelen, önemli tecrübeye sahip bir transfer olduğunu unutmamak gerekiyor. Sezon ilerledikçe Beşiktaş'a kritik anlarda katkı sağlayabilecek bir oyuncu olduğunu düşünüyordum ama bunun ilk büyük örneğini görmek için fazla beklememiz gerekmedi.

Doksan dakikası golsüz tamamlanan karşılaşmada hakemin verdiği üç dakikalık uzatma oynanıyordu. Adriano orta sahanın biraz ilerisinde topu önünde buldu, kafasını kaldırdı ve kalecinin konumunu gördü. Ardından öyle bir vurdu ki eski spikerlerin deyişiyle kaleci topu görmedi bile sayın seyirciler. Top ağlara giderken ortaya tam jeneriklerde kullanılacak türden bir gol çıktı.

Gol kadar Adriano'nun sevinci de hoşuma gitti. İtiraf etmeliyim ki transferini ilk duyduğumda, kariyerinin bu döneminde Beşiktaş'a gelen büyük isimlerden biri olarak burayı yalnızca yeni bir profesyonel durak gibi görebileceğinden endişelenmiştim. Fakat o golün ardından yaşadığı sevinci görünce bu düşüncemden dolayı biraz utandım. Siyah-beyaz formayı üzerine geçirdiğinde sanki kırk yıllık Kara Kartal'a dönüşmüştü.

Ne yalan söyleyeyim, maçın sonlarına geldiğimizde Beşiktaş'ın kazanacağına artık pek inanmıyordum. Adriano öyle bir anda ve öyle bir golle çıktı ki bir kez daha topun gerçekten yuvarlak olduğunu hatırladık.

İyi oynamadığımız bir deplasmandan son dakikada üç puan çıkardık. Şampiyonluk yolunda bazen güzel futbol kadar böyle maçları kazanabilmek de önemli.

Bize de bu cumartesi akşamının keyfini çıkarmak ve başımızı yastığa rahat koymak kaldı.


ADRIANO'NUN GOL SEVİNCİ GÖRÜLMEYE DEĞERDİ

Stadyum: Çaykur Stadyumu

Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun

Rizespor: Diallo, Orhan Ovacıklı, Oboabona, Ümit Kurt, Dhurgham İsmail, Petrucci, Saadane, Ahmet İlhan Özek (Dk.62 Kweuke), Janster, Emrah Başsan (Dk.85 Atiemwen), Oğulcan Çağlayan (Dk.90 + 2 Özgür Çek)

Beşiktaş: Fabricio, Beck, Tosic, Marcelo, Caner Erkin, Necip Uysal (Dk.75 Adriano), Hutchinson, Tolgay Arslan, Ömer Şişmanoğlu (Dk.46 Aboubakar), Olcay Şahan (Dk.46 Quaresma), Cenk Tosun

Gol: Dk.90+3 Adriano (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Ahmet İlhan Özek (Rizespor), Tolgay Arslan, Marcelo, Quresma, Adriano (Beşiktaş)

28 Eylül 2016 Çarşamba

BEŞİKTAŞ 1 - 1 DINAMO KIEV (28/EYLÜL/2016)


Beşiktaş, 2016-2017 sezonu Şampiyonlar Ligi'ndeki ikinci maçında Ukrayna temsilcisi Dinamo Kiev'i Vodafone Arena'da ağırladı. Her dakikası ayrı bir heyecana sahne olan karşılaşma iki takım açısından da oldukça zorlu geçti ve 1-1'lik beraberlikle sonuçlandı.

Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum: Vodafone Arena Beşiktaş'a çok şey kattı. Yeni stadın atmosferi işin büyüsünü öylesine güçlendirdi ki Beşiktaş kendi sahasında bambaşka bir takım görüntüsü vermeye başladı. Dinamo Kiev de bu atmosferden zamanla nasibini aldı. Maçın başında bundan pek etkilenmemiş görünen misafir takım, dakikalar ilerledikçe hücuma çıkmakta daha fazla zorlanmaya başladı.

Dinamo Kiev'in güçlü ve özellikle hızlı hücumlarda tehlikeli olabilecek bir takım olduğu belliydi. Buna karşılık Beşiktaş rakibine yakın oynayıp ceza sahası çevresindeki baskısını artırdıkça oyunun kontrolünü ele geçirmeye başladı. Şenol Güneş'in sahaya sürdüğü kadro da hoşuma gitti. Özellikle Talisca'nın ilk on birde başlaması gerektiğini düşünüyordum ve öyle de oldu. İlk yarıda kendi çabasıyla iki önemli gol pozisyonu yarattı. Bunlardan özellikle ceza sahasına doğru tek başına yaptığı koşu seyir zevki yüksek bir pozisyondu. Bir de golle sonuçlansaydı gerçekten unutulmaz olurdu.

Beşiktaş'ın iyi oyununu artık bir golle süslemesi gerekiyordu ve beklediğimiz an 29. dakikada geldi. Ceza sahasını karşıdan gören bir noktadan kazanılan serbest vuruşun başına elbette Quaresma geçti. Q7, jeneriklere yakışacak güzellikte bir vuruşla topu kalenin köşesine gönderdi. Top adeta örümcek ağlarını temizleyerek ağlarla buluştu. Tam bir Quaresma golüydü.

TALISCA ŞIK BİR RÖVEŞATA DENEMESİ İLE RAKİP KALEYİ YOKLADI

Golden sonra Beşiktaş'ın kendine güveni daha da arttı. Quaresma bir kez de kendine özgü trivela vuruşuyla kaleyi yokladı. Aboubakar da önemli bir gol fırsatı yakaladı ancak ikinci gol gelmedi. Hakemin eklediği iki dakika da skoru değiştirmeyince ilk yarı Beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğüyle tamamlandı.

İkinci yarının başında oyunun kontrolü yine büyük ölçüde Beşiktaş'taydı. Talisca ve Quaresma kaleyi yoklamaya devam etti ancak sanki ilk yarıdaki üstünlük takıma biraz fazla güven vermişti. Daha açık oynamaya başladık. Bir pozisyonda kendi ceza sahamızda öylesine tehlikeli bir top kaybettik ki Fabri'nin müdahalesi olmasa golü yememiz işten bile değildi. Ne yazık ki bu pozisyon biraz sonra olacakların habercisi gibiydi.

62. dakikada oyuna giren Viktor Tsygankov, yalnızca üç dakika sonra Beşiktaş ağlarını buldu ve skoru 1-1'e getirdi. Golden sonra Şenol Güneş'in hamlesi yine hücumdan yana oldu. Adriano'nun yerine Cenk'i oyuna aldı. Açıkçası böyle oynadığımız bir karşılaşmanın beraberlikle sonuçlanmasına razı olmak kolay değildi.

Skor eşitlenince oyundaki denge de değişmeye başladı. Tempo düşmese bile mücadele daha fazla orta sahaya yayıldı. Dinamo Kiev'in beraberlik golüyle birlikte kendine güven kazanması bizim açımızdan tehlikeliydi. Buna karşılık Beşiktaş'ın galibiyet isteğinden vazgeçmemesi umut veriyordu. Şenol Güneş 76. dakikada bu kez Tolgay'ın yerine Gökhan'ı oyuna aldı. Tolgay o gece oyunun içinde biraz kaybolmuştu ve taze bir hücum hamlesine ihtiyaç vardı.

Son bölümlerde Dinamo Kiev uzaktan şutlarla kalemizi tehdit etmeye başlarken Beşiktaş da hücumlarını artırdı. Kazanma arzusu zaman zaman oyunumuzu biraz hırçınlaştırsa da takım son ana kadar galibiyet golünü aradı. 84. dakikada Aboubakar'ın yerine Kerim'in girmesiyle Şenol Güneş elindeki hücum seçeneklerini büyük ölçüde kullanmış oldu.

Dinamo Kiev'in 86. dakikada geliştirdiği tehlikeli atakta yüreğimiz ağzımıza geldi ama Fabri kritik müdahalesiyle bizi ayakta tuttu. Benfica maçında kaleci tercihini uzun uzun sorgulamıştım; bu kez doğru kaleci seçiminin ne kadar önemli olabileceğini sahada gördük.

Quaresma ise son dakikaya kadar her şeyini ortaya koyuyordu. Elinden gelse maçı tek başına alacak gibiydi. Doksan dakika tamamlandığında hakem üç dakika daha oynattı ancak bu süre de aradığımız golü getirmedi ve karşılaşma 1-1 sona erdi.


QUARESMA BU MAÇTA HER ŞEYİNİ ORTAYA KOYDU

Şimdi şapkamızı önümüze koyup gerçekleri konuşalım. Beşiktaş iyi oynadı ama Şampiyonlar Ligi'nde kendi sahasında alınan bu beraberlik beni pek memnun etmedi. Benfica deplasmanında son dakikada kazanılan bir puan ne kadar değerliyse, Vodafone Arena'da bırakılan iki puan da ilerleyen haftalarda o kadar aranabilir. Avrupa kupalarında kendi sahanda toplayacağın puanlar, gruptan çıkma mücadelesinde büyük önem taşıyor.

Bu beraberliğin ileride önümüze nasıl çıkacağını şimdiden bilmek mümkün değil. Daha önce Avrupa'da “Ah, şu maçta kaybettiğimiz puanlar olmasaydı” dediğimiz çok oldu. Umarım sezon sonunda Dinamo Kiev karşılaşmasına dönüp aynı şeyi söylemek zorunda kalmayız.

Beşiktaş'ın oynadığı futbol ve ortaya koyduğu mücadele ise gelecek maçlar için umut veriyor. Benfica deplasmanından alınan bir puanın ardından Dinamo Kiev karşısında da yenilmedik. Şimdi önemli olan bu oyunun karşılığını galibiyetlerle almaya başlamak.

Umarım bütün bu çabanın meyvesi, yıllardır özlemini çektiğimiz şekilde Şampiyonlar Ligi grubundan çıkmak olur.

Stadyum: Vodafone Arena

Hakemler: Felix Zwayer, Markus Hacker, Claude Runavot (Almanya)

Beşiktaş: Fabricio, Beck, Marcelo, Tosic, Caner Erkin, Tolgay Arslan (Dk.76 Gökhan İnler), Hutchinson, Quaresma, Talisca, Adriano (Dk.68 Cenk Tosun), Aboubakar (Dk.86 Kerim)

Dinamo Kiev: Rudko, Morozyuk, Khacheridi, Vida, Antunes, Garmash, Rybalka, Buyalskiy (Dk. 22 Korzun), Yarmolenko, Gonzalez (Dk.62 Tsygankov), Moraes (Dk.78 Gladkyy)

Goller: Dk. 29 Quaresma (Beşiktaş), Dk.65 Tsygankov (Dinamo Kiev)

Sarı Kartlar: Adriano, Tolgay Arslan (Beşiktaş), Korzun, Vida (Dinamo Kiev)

24 Eylül 2016 Cumartesi

BEŞİKTAŞ 2 - 2 GALATASARAY (24/EYLÜL/2016)

Türkiye Süper Ligi’nin beşinci haftasında Beşiktaş, Galatasaray’ı Vodafone Arena’da ağırladı. Maç öncesinde Beşiktaş camiasında yüksek bir galibiyet beklentisi vardı. Bunun en önemli sebeplerinden biri de ezeli rakibimizi, İnönü Stadyumu’nun yıkılışından sonra ilk kez yeni evimizde karşılayacak olmamızdı.

Karşılaşmanın ilk dakikalarında Quaresma’ya yapılan birkaç müdahalede hakemin oyunu devam ettirmesi tribünleri de bizi de çabuk gerdi. Ardından Galatasaray’ın kullandığı korner sonrası erken bir gol gelince maçın havası daha da değişti. İlk yarıda rakibin oyunu yavaşlatmaya ve tempoyu düşürmeye yönelik tercihlerinden hoşlanmadım. Özellikle duran toplarda geçen süre ve oyunun sık sık kesilmesi Beşiktaş’ın ritim bulmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte bütün sorumluluğu rakibe yüklemek de doğru olmaz. Beşiktaş ilk otuz dakikada yeterince organize değildi. Quaresma birkaç kez iyi paslarla tehlikeli pozisyonların hazırlanmasına katkı sağladı ama takım olarak hücumda istediğimiz akıcılığı bulamadık. Orta sahada Talisca yerine Oğuzhan’ın başlaması da bana doğru bir tercih gibi görünmedi. Sakatlıktan yeni çıkmış olan Oğuzhan oyunun içinde yeterince yer alamadı.

43. dakikada Bruma, Beşiktaş savunmasının arasından sıyrılarak skoru 2-0’a getirdi. İlk yarının sonlarında Cenk’in yakaladığı fırsat da sonuç vermeyince devre iki farklı Galatasaray üstünlüğüyle tamamlandı.

İlk kırk beş dakika sonunda sorun yalnızca skor değildi. Takımın dizilişi ve oyuncu tercihleri de bana hatalı görünüyordu. Siyah-beyazlı arkadaşım Alper’in söylediği gibi, o akşam formsuz görünen takımın kendisinden çok Şenol Hoca’nın ilk yarı tercihleri olmuştu.

İkinci yarıya Beşiktaş, Talisca ve Aboubakar’ı oyuna alarak başladı; Olcay ile Oğuzhan kenara geldi. Değişikliklerin etkisi hemen hissedildi. Beşiktaş daha hareketli, daha cesur ve daha üretken oynamaya başladı. İlk yarıda kaybedilen zamanın ne kadar değerli olduğu da böylece daha iyi anlaşıldı.



Babamın da söylediği gibi, Şenol Hoca ilk yarıdaki tercihleriyle takımın dizginlerini biraz fazla çekmiş gibiydi. İkinci yarıda ise o dizginler bırakıldı. 73. dakikada Quaresma’nın kullandığı kornerde Marcelo farkı bire indirdi. Bu gol Beşiktaş’ı iyice oyunun içine soktu.

Galatasaray’ın yaptığı savunma ağırlıklı değişiklikler de Beşiktaş’ın baskısını durdurmaya yetmedi. 77. dakikada Tosic’in pasında Cenk topu ağlara gönderdi ve skor 2-2’ye geldi. O andan sonra sahadaki üstünlük belirgin biçimde Beşiktaş’a geçti. İlk yarının tersine, oyunun temposunu belirleyen ve golü arayan taraf artık Kara Kartal’dı.

Hakemin eklediği dört dakikalık bölümde de Beşiktaş galibiyet için bastırdı. Quaresma ceza sahasında çok önemli bir fırsat yakaladı. Pas ihtimali de vardı ama kaleyi görünce vurmayı tercih etti. Top ağlara gitmeyince karşılaşma 2-2 sona erdi.

Maçın ardından bende kalan en güçlü düşünce, Beşiktaş’ın ikinci yarıda ortaya koyduğu futbol oldu. İlk yarıdaki oyuncu tercihleri ve diziliş takımın oyuna geç girmesine sebep olmuştu. Talisca ve Aboubakar’ın oyuna katılmasıyla birlikte hücumdaki hareketlilik belirgin biçimde arttı ve iki farklı geriden gelerek beraberliği yakaladık.

Olcay’ın Beşiktaş’a son üç sezonda verdiği emek tartışılmaz. Oğuzhan da takımın en değerli oyuncularından biri. Ancak form durumları düşünüldüğünde bu derbi için yapılan tercihler bana doğru görünmedi. Buna rağmen 2-0 geriye düştüğümüz bir maçta geri dönüp beraberliği kurtarmak ve Vodafone Arena’daki yenilmezliği sürdürmek gecenin tesellisi oldu.


Stadyum: Vodafone Arena

Hakemler: Ali Palabıyık, Mehmet Cem Satman, Ceyhun Sesigüzel

Beşiktaş: Fabricio, Gökhan Gönül, Marcelo, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Gökhan İnler, Olcay Şahan (Dk.46 Anderson Talisca), Oğuzhan Özyakup (Dk.46 Aboubakar), Quaresma, Cenk Tosun (Dk.85 Adriano)

Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu (Dk.78 Cavanda), Chedjou, Hakan Balta, Carole, Tolga Ciğerci, Selçuk İnan, Yasin Öztekin (Dk.79 Josue), Sneijder, Bruma (Dk.88 Sinan Gümüş), Eren Derdiyok

Goller: Dk.73 Marcelo, Dk.78 Cenk Tosun (Beşiktaş), Dk.8 Eren Derdiyok, Dk.44 Bruma (Galatasaray)

Sarı Kartlar: Quaresma, Tosic (Beşiktaş), Sneijder, Tolga, Muslera (Galatasaray) 

18 Eylül 2016 Pazar

AKHİSAR BELEDİYESPOR 0 - 2 BEŞİKTAŞ (18/EYLÜL/2016)


Beşiktaş, 2016-2017 sezonunun dördüncü maçında Akhisar Belediyespor'a konuk oldu. İlk yarıda bulduğu iki golle üstünlüğü ele geçiren Kara Kartal, ikinci yarıda skor değişmeyince deplasmandan 2-0'lık galibiyet ve üç puanla dönmeyi başardı.

Maç başladığında dikkatimi çeken ilk şey, Beşiktaş'ın oyunu fazla zorlamadan kontrol altında tutmasıydı. Bir süre karşılaşmanın pek heyecanlanmayacağını düşündüm; ev sahibi takım da oldukça çekingen bir görüntü veriyordu. Fakat 8. dakikada Talisca şiir gibi bir golle Beşiktaş'ı öne geçirdi. Kalecinin yanından topu köşeye öyle güzel yuvarladı ki, “topu ağlarla buluşturdu” sözünün tam karşılığı olan bir goldü.

Caner bu maçta da üstün bir performans gösterdi. Babamın dediği gibi, adam tam bir profesyonel ve Beşiktaş'a hazır gelmiş. Bayılıyorum böyle futbolculara. İlk yarının uzatma dakikalarında Quaresma'nın düşürülmesiyle kazanılan serbest vuruşta Caner topun başına geçti. Ben pozisyonun ceza sahası içinde olduğunu ve penaltı verilmesi gerektiğini düşünüyordum ancak hakem faulü dışarıda değerlendirdi. Caner'in kullandığı serbest vuruş Rodallega'nın kafasına çarparak ağlara gitti ve Beşiktaş soyunma odasına 2-0 önde girdi. Bu gol aynı zamanda maçın skorunu belirleyen gol olacaktı.

İkinci yarı büyük ölçüde ilk yarının devamı niteliğindeydi. 52. dakikada oldukça tuhaf bir pozisyon yaşandı. Rodallega savunmamızın arkasına sarkmaya çalışırken Marcelo'yla mücadele etti ve pozisyonun sonunda sarı kartı gören oyuncu Marcelo oldu. Benim televizyondan gördüğüm kadarıyla karar pek ikna edici değildi.

Akhisarlı oyuncular maç boyunca özellikle Quaresma'ya oldukça sert müdahalelerde bulundular. Rakibin etkili oyuncusuna alan bırakmamak futbolun doğal bir parçası ama bunun sürekli faullerle yapılması oyunun kalitesini düşürüyor. Babam da bu tür futbol anlayışından hiç hoşlanmıyor; rakibi oynatmamaya dayanan takımlara karşı oldukça sert bir görüşü var. Ben de futbolun, rakibin oyununu bozmanın yanında kendi oyununu kurmaya çalışan takımlarla daha güzel olduğunu düşünüyorum.

Hakemin özellikle ikinci yarıdaki bazı kararları da bana tutarsız geldi. Gökhan'a gösterilen sarı kart bunlardan biriydi. Muğdat'ın 83. dakikadaki pozisyonunda ise bu kez itirazlara katılan Aboubakar sarı kart gördü. Ancak bunların hiçbiri maçın genel gidişatını değiştirmedi. 75. dakikadan sonra kontrol iyice Beşiktaş'a geçti ve Akhisar Belediyespor'un hücumdaki etkisi oldukça azaldı.

82. dakikada bu kez gol bulamayan Cenk yerini Aboubakar'a bıraktı. Sahada fazla zamanı kalmamıştı ama yeni takımına alışmaya çalışan Aboubakar açısından böyle dakikaların bile önemli olduğunu düşünüyorum. Hakemin eklediği üç dakikada da skor değişmedi ve Beşiktaş sahadan 2-0 galip ayrıldı.

Maçın benim açımdan en eğlenceli istatistiği ise Rodallega'yla ilgiliydi. Beşiktaş'a gol atmayı seven Rodallega bu maçı da boş geçmedi; yalnız bu kez golü kendi kalesine attı.

Bir gün önce Galatasaray'ın aldığı 1-0'lık galibiyetin ardından bazı internet gazetelerinde hemen “lider” vurgusu yapıldığını gördüm. Sezonun daha dördüncü haftasında, üstelik bütün takımlar aynı haftanın maçlarını tamamlamadan yapılan bu tür zirve haberleri bana hâlâ biraz aceleci geliyor. Geçen sezon da benzer başlıklarla epey uğraşmıştım. Anlaşılan bu sezon da puan tablosunun her birkaç saatlik değişiminden yeni bir hikâye çıkarmaya devam edeceğiz.

Benim açımdan önemli olan ise Beşiktaş'ın ne yaptığı. Şampiyon takım yeni sezona da güçlü başladı ve Akhisar gibi geçmişte bize ciddi sıkıntılar yaşatmış bir deplasmandan fazla zorlanmadan üç puan çıkardı.

Geçen sezon “O sene bu sene” demiştik ve gerçekten öyle olmuştu. Daha yolun çok başındayız ama bu Beşiktaş'ı izledikçe insanın aklından aynı cümle yine geçiyor:

Bu sene neden bir kez daha o sene olmasın?

Stadyum: Manisa 19 Mayıs Stadyumu

Hakemler: Bülent Yıldırım, Serkan Ok, Asım Yusuf Öz

Akhisar Belediyespor: Fatih Öztürk, Miguel Lopes, Serdar Kesimal, Caner Osmanpaşa, Ömer Bayram, Vaz Te (Dk. 64 Onur), Custodio, Soner Aydoğdu (Dk. 83 Muğdat), Sami (Dk. 74 Özer), Nguemo, Rodallega

Beşiktaş: Fabricio, Gökhan Gönül, Marcelo, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Gökhan İnler (dk. 72 Adriano), Talisca, Olcay Şahan (Dk. 59 Tolgay), Quaresma, Cenk Tosun (DK. 83 Aboubakar)

Goller: Dk. 8 Talisca, Dk. 45+1 Rodallega (Kendi kalesine) (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Ömer, Serdar, Rodallega (Akhisar Belediyespor), Gökhan Gönül, Marcelo, Tosic (Beşiktaş) 

14 Eylül 2016 Çarşamba

BENFICA 1 - 1 BEŞİKTAŞ (13/EYLÜL/2016)


Beşiktaş, 2016-2017 sezonundaki ilk Şampiyonlar Ligi maçına Benfica deplasmanında çıktı. Karşılıklı ataklarla geçen ve iki takımın da zaman zaman üstünlüğü ele aldığı mücadele, özellikle son dakikalarıyla unutulmaz maçlarımız arasına girdi.

İlk on dakikada Beşiktaş kendine güvenen, ev sahibi takımın baskısını karşılayabilen bir görüntü sergiledi. Buna rağmen 12. dakikada Benfica öne geçti. Tolga ilk şutu kontrol edemeyince önüne düşen topu Cervi ağlara gönderdi. Açıkçası böyle kritik bir Avrupa deplasmanında kalede Fabri'yi görmeyi bekliyordum. Yeni transfer edilen yabancı bir kalecinin özellikle bu tür maçlarda tercih edileceğini düşünmüştüm. Şenol Güneş'in tercihi Tolga'dan yana oldu ama yediğimiz golün ardından bu tercih benim açımdan daha da tartışılır hâle geldi.

Neyse ki golün ardından Kara Kartal, çocukluğumuzda Avrupa maçlarında zaman zaman gördüğümüz gibi dağılmadı. Seksenli yıllardan kalan o duyguyu hâlâ hatırlıyorum: Avrupa'da bir gol yediğimizde insanın içine “Acaba arkası gelir mi?” korkusu yerleşirdi. Şimdiki Beşiktaş ise çok daha farklı. Takım kısa sürede toparlandı ve yeniden oyunun dengesini kurdu.

İlk yarının kalan bölümü karşılıklı ataklarla geçti. Beşiktaş zaman zaman Benfica savunmasını zor durumda bıraktı ancak ev sahibi takım da topu kazandığında çok hızlı biçimde ceza sahamıza inebiliyordu. Bazı pozisyonlarda savunma oyuncularımızın riske girmeyip topu doğrudan uzaklaştırmayı tercih etmeleri dikkatimi çekti. Oğuzhan ise beklediğim kadar oyunun içinde değildi. Böyle bir karşılaşmada orta sahadaki ağırlığını daha fazla hissettirmesini bekliyordum ama ilk yarıda zaman zaman kayboldu. Devre Benfica'nın 1-0 üstünlüğüyle sona erdi.

ADRIANO YILLARIN TECRÜBESİNİ KONUŞTURDU

Beşiktaş ikinci yarıya oyuna daha fazla ağırlığını koyarak başladı. Talisca'nın sahaya girmesi doğru bir hamleydi. Daha ilk maçlarından olmasına rağmen bu oyuncunun yeni Beşiktaş'ın önemli isimlerinden biri olabileceği hissini veriyor.

55. dakikada Talisca ceza sahasına girdi ve rakibiyle mücadelesinde yerde kaldı. İlk anda penaltı olduğunu düşünüp heyecanlandık ama pozisyonu tekrar izlediğimde fikrim değişti. Bana göre penaltıyı gerektirecek bir müdahale yoktu. Hakem de kısa bir tereddüdün ardından oyunu devam ettirdi. İnsan kendi takımının lehine olabilecek bir pozisyonda ilk anda başka türlü görmek istiyor elbette ama tekrar görüntüsü bazen heyecanımızın önüne geçebiliyor.

Bu maçta beni en fazla memnun eden noktalardan biri Beşiktaş'ın savunma kurgusuydu. Benfica hızlı ve tehlikeli hücumlar geliştirmeye çalışmasına rağmen savunmamız birçok pozisyonda son derece dikkatliydi. Rakibin hücumcularına rahat hareket edecek alan bırakmadık.

Aboubakar bu maçtaki gol silahımızdı ancak beklediğimiz etkiyi yaratamadı ve yerini Olcay'a bıraktı. Adriano'nun yerine de Cenk oyuna girdi. Şenol Güneş'in maçın son bölümünde Cenk'i sahaya sürmesi, mağlubiyeti kabullenmeye niyeti olmadığını gösteriyordu. Biz de oynanan futbolun karşılığı olarak en azından beraberlik golünü bekliyorduk.

Talisca ikinci yarıda oyuna girdikten sonra takımın hücumdaki görüntüsünü değiştiren isimlerden biri olmuştu. Maç devam ederken içimden, “Acaba bu güzel oyununu bir golle süsler mi?” diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Doksan dakika tamamlandığında bile beraberlikten umudumu kesmemiştim çünkü oynanacak dört dakika daha vardı.


 ATIBA 22 YAŞINDA OLSA ANCAK BU KADAR İYİ OYNARDI.

Beşiktaş bu dört dakikayı sonuna kadar kullandı. Ataklar peş peşe gelirken artık bu maçtan mağlup ayrılmanın sahada ortaya koyduğumuz oyunun karşılığı olmayacağını düşünüyordum. Derken ceza sahasının hemen önünde bir serbest vuruş kazandık.

“Bu mudur?” dedik ve koltuklarımıza çakıldık.

Topun başına Talisca geçti.

Maç boyunca önemli kurtarışlar yapan Ederson, Talisca'nın vuruşunda fotoğraf karelerine yakışacak biçimde uzandı ama topun ağlara gitmesini engelleyemedi. Öyle bir serbest vuruştu ki insanın dev posterini bastırıp odasının duvarına asası geliyor. Uzatma dakikalarında gelen bu golle Kara Kartal, Benfica deplasmanından 1-1'lik beraberliği çıkardı.

Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçında deplasmanda alınan bu puanın ileride ne kadar değerli olacağını hep birlikte göreceğiz. Avrupa kupalarında yıllarca “Ah, o ilk maçta yenilmeseydik” dediğimiz çok oldu. Bu kez ilk maçta yenilmedik ve gruba önemli bir deplasman puanıyla başladık.

Yeni Beşiktaş bana büyük heyecan veriyor. İlk kez birlikte oynayan birçok futbolcunun şimdiden böylesine uyumlu görünmesine şaşırdığımı söylemeliyim. Elbette eksikler var ve takımın oturması zaman alacak ama başlangıç umut verici.

Biraz da bizim yüzümüz gülsün artık. Geçen sezonun şampiyonluğunun tadını çıkarmaya devam edelim, her maçta üzerine biraz daha koyalım.

Şimdi bir de Vodafone Arena'nın büyüsünü Şampiyonlar Ligi gecelerine taşıyalım.

Stadyum: Luz

Hakemler: Milorad Mazic, Milovan Ristic, Dalibor Djurdjevic (Sırbistan)

Benfica: Ederson, Semedo, Lisandro Lopez, Lindelöf, Girmaldo, Fejsa, Horta, Salvio, Cervi (Dk.70 Samaris), Pizzi, Guedes

Beşiktaş: Tolga Zengin, Beck, Marcelo, Tosic, Adriano (Dk. Cenk Tosun), Gökhan İnler, Hutchinson, Quaresma, Oğuzhan Özyakup (Dk.46 Talisca), Caner Erkin, Aboubakar (Dk.81 Olcay Şahan)

Goller: Dk. 12 Cervi (Benfica), Dk.90+3 Talisca (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Samaris, Salcio (Benfica), Caner Erkin, Andreas Beck (Beşiktaş)

10 Eylül 2016 Cumartesi

BEŞİKTAŞ 3 - 1 KARABÜKSPOR (10/EYLÜL/2016)

BEŞİKTAŞ KENDİ SAHASINDA KAZANMAYA DEVAM EDİYOR

Beşiktaş, 2016-2017 sezonunun üçüncü maçında Karabükspor’u ağırladı. İlk yarım saatine iki gol sığdırdığımız karşılaşma, Beşiktaş adına son derece iyi başladı. Cenk’in bu takımın asıl golcüsü olup olamayacağı tartışıladursun, o gollerini istikrarlı biçimde atmaya devam ediyordu. Nitekim maçın ilk golü yine onun ayağından geldi.

Hemen ardından Ömer, Beşiktaş’tan ayrı geçirdiği dönemde ne kadar iyi çalıştığını kanıtlamak istercesine ikinci golü konuk takımın ağlarına bıraktı. Vodafone Arena’nın açılmasının ardından kendi sahasında oynadığı her maçta fırtına gibi esen bir Kara Kartal vardı. Kâğıt üzerinde karşılaşmanın favorisi olan Beşiktaş, bunu sahada da göstermeye kararlıydı ve oynadığı futbolla üstünlüğünü fazlasıyla pekiştiriyordu.

Gelgelelim ortada tuhaf sayılabilecek bir durum vardı. Beşiktaş, sahaya ligin ilk iki maçındakinden neredeyse tamamen farklı bir kadroyla çıkmıştı. Transfer döneminin son günlerine ustalıkla sığdırılan başarılı hamlelerle adından söz ettiren Kara Kartal’ın, artık sahaya sürebileceği iki ayrı takımı varmış gibi görünüyordu. Üç farklı kulvarda mücadele edecek bir ekip açısından bunun büyük bir avantaj olduğuna şüphe yoktu.

Daha da güzeli, sahaya çıkan bu yeni Beşiktaş’ın bütün oyuncuları aylardır birlikte oynuyormuşçasına uyumlu hareket etmesiydi. Bu görüntü, maçı birlikte izlediğim sevgili babamla beni pek keyiflendirmişti. Babam, ortaya çıkan uyumun teknik direktörün başarısı olduğunu söyledi.


ÖMER GÜZEL OYUNUNU BİR DE GOL İLE SÜSLEDİ

Demek ki Şenol Güneş’in zihninde belirli bir oyun sistemi vardı. Sahaya kimi sürerse sürsün, oyuncular değişiyor fakat takımın futbolu ve aldığı sonuç değişmiyordu.

“Helal olsun,” dedik beraber.

İlk yarı Beşiktaş’ın üstün futboluyla geçti ve iki farklı galibiyetiyle sona erdi. İkinci yarıda gollerin devamının geleceğinden ve takımımız adına daha fazlasını izleyeceğimizden neredeyse hiç şüphemiz yoktu.

Fakat ikinci yarı, ilk devrede zaman zaman işaretlerini veren bir tehlikenin gerçekleşmesiyle başladı. Karabükspor, kırk sekizinci dakikada Traoré’nin golüyle farkı bire indirdi.

“Hani Beşiktaş ilk yarıda üstün oynuyordu?” diyerek sözlerime şaşırabilirsiniz. Beşiktaş üstündü üstün olmasına ama Traoré de kişisel çabasıyla takımı adına ön plana çıkmaktan geri durmuyordu. İkinci yarının hemen başında bu gayretini son derece şık bir golle süslemeyi başardı.

Takımımız gol yiyince keyfimizin kaçmadığını söylersem yalan olur. Yine de hem futbolcularımıza hem de Şenol Güneş’e güvenimiz tamdı. Ardından beklemediğimiz bir değişiklik geldi. İlk yarıda kurduğu sistem nedeniyle övgüler yağdırdığımız Şenol Hoca, yeni transfer Talisca’yı oyundan alarak yerine Oğuzhan’ı sürdü.


CANER KIRK YILLIK BEŞİKTAŞLI GİBİ OYNAYARAK 
HERKESİN BEĞENİSİNİ KAZANDI

Babamın ifadesiyle, takımın kusursuz çalışan beyninin faaliyetleri bir anda kısıtlanmıştı.

Talisca’nın yerine Oğuzhan’ın alınması, o anda bize yapılabilecek son değişiklikmiş gibi göründü. Şaşkınlığımızı gizleyemedik ancak takıma olan güvenimizi de kaybetmedik. Bir süre sonra Şenol Hoca, bizim gözümüzde ikinci bir tartışmalı karara daha imza attı; ikinci golümüzü atan Ömer’i oyundan çıkarıp yerine Adriano’yu aldı.

Vodafone Arena’da yalnızca galibiyete odaklanmış bir Kara Kartal’ın golcülerinden biri kenara geliyor ve yerine savunma yönü ağır basan bir oyuncu giriyordu. Bunu kabullenmek kolay değildi. Hücumdaki zenginliği artırmayı tercih ederek bizi daha önce defalarca mest eden Şenol Güneş, bu kez nedense takımını bir miktar geri çekmek istemişti.

Bu iki değişiklik, bizim gözümüzde Beşiktaş’ın sahadaki kimliğini büyük ölçüde kaybetmesine neden oldu. İkinci yarının önemli bir bölümünde oyunun hâkimi artık Beşiktaş değildi. İlk yarıda kusursuz işleyen düzen bozulmuş, Karabükspor beraberlik için umutlanmaya başlamıştı.

Neyse ki maçın sonlarına doğru ceza sahasında gerçekleşen bir faulün ardından hakem penaltı noktasını gösterdi. Pozisyonda ikinci sarı kartını gören Nounkeu oyun dışında kalırken topun başına geçen Oğuzhan, seksen ikinci dakikada Beşiktaş’ın üçüncü golünü kaydetti.

Takımın dengesi öylesine bozulmuş görünüyordu ki bu golden sonra bile tehlikenin tamamen geçtiğini hissedemedik. Karşılaşmaya mutlak bir hâkimiyetle başlayan Beşiktaş, attığı üç gole rağmen maçın sonunda galibiyeti güçlükle kurtarmış izlenimi bıraktı.

Oyuncu değişikliklerinde bize göre tartışmalı olan tercihler bir yana, biraz da olumlu gelişmelerden söz edelim.

Fenerbahçe’den yeni transfer edilen Caner, sanki kırk yıldır Beşiktaş forması giyiyormuş gibi etkileyici bir futbol sergiledi. Gerek televizyon karşısında babamla biz, gerekse tribünlerdeki seyirciler onu daha ilk maçında bağrımıza bastık.

Caner’in önceki takımındaki hikâyesinin nasıl sona erdiği artık geride kalmıştı. Bizim açımızdan önemli olan, böylesine yetenekli ve başarılı bir oyuncunun artık Beşiktaş forması giymesiydi. O gün sahaya koyduğu futbolu izlerken, onun Beşiktaş’ın önemli yıldızlarından biri olacağına ve belki de zamanı geldiğinde futbolu “Beşiktaşlı Caner” olarak bırakacağına inanmak istedik.

Aynı düşüncelerim yine Fenerbahçe’den transfer edilen Gökhan için de geçerliydi. Otuzlu yaşlarının başında olmasına rağmen kalıbımı basarım ki en az dört yıl boyunca bu takımın başarılarına imzasını atacaktı.

Aslında hangisinden söz edeceğimi şaşırıyordum. Gökhan ve Caner’in dışında kadroya yeni katılan o kadar çok oyuncu vardı ki söze nereden başlayacağımı bilemiyordum. Talisca’nın oyundan alınmasaydı karşılaşmanın geri kalanında çok daha etkili olabileceğine de emindim. Son olarak, kalesinde verdiği güvenle Fabri’yi de babamla birlikte pek beğendiğimizi eklemeliyim.

Hafta içinde Şampiyonlar Ligi deplasmanında Benfica’nın karşısına çıkacak olan Kara Kartal, Karabükspor karşısında aldığı üç gollü galibiyetle moral depoladı. Yine de Şenol Güneş’in bu maçta yaptığı tercihleri yeniden değerlendirmesini umuyorduk.

Çünkü elinde neredeyse iki ayrı takım kurabilecek kadar zengin bir kadro vardı. Şimdi asıl mesele, bu zenginliğin içinden Avrupa sahnesinde ayakta kalacak gerçek bir Şampiyonlar Ligi takımı çıkarabilmekti.


KARA KARTAL SAHAYA YEPYENİ BİR KADRO İLE ÇIKTI

Stadyum: Vodafone Arena

Hakem: Serkan Çınar

Beşiktaş: Fabri, Gökhan Gönül, Marcelo, Tosic, Caner, Gökhan İnler, Tolgay, Talisca (Dk.57 Oğuzhan), Ömer (Dk.59 Adriano), Olcay (Aboubakar), Cenk

Karabükspor: Ahmet, Kerim, Barış, Dany, Gaman (Dk.46 Tanase), Latovlevici, Poko, Ceyhun, Skulason (Dk.77 İsaac), Traore, İlhan (Dk.66 Rodic)

Goller: Dk.26 Cenk Tosun, Dk.30 Ömer Şişmanoğlu, Dk.82 Oğuzhan (Beşiktaş), k.48 Traore (Karabükspor)

Sarı kartlar: Caner Erkin, Tosic (Beşiktaş), Barış Başdaş, Poko, Traore (Karabükspor)

Kırmızı Kartlar: Dany (Karabükspor)

26 Ağustos 2016 Cuma

KONYASPOR 2 – 2 BEŞİKTAŞ (26/AĞUSTOS/2016)


Beşiktaş, 2016-2017 sezonunun ikinci maçında Konyaspor’a konuk oldu. Oldukça hızlı başlayan karşılaşmanın ilk golünü ev sahibi ekip, sekizinci dakikada Bajic’in ayağından buldu. Golün ve tribünlerden yükselen tezahüratların etkisiyle oyuna daha fazla hâkim olmaya çalışan Konyaspor, on üçüncü dakikada Quaresma’nın sağ kanattan yaptığı ortayı Olcay’ın ağlara göndermesiyle bu cesaretinin bedelini ödedi. Hatasını anlamıştı ama artık çok geçti.

Beraberlik golünün ardından Kara Kartal, üstün futboluyla Konyaspor’u bunaltmaya başladı. O gün özellikle dikkatimi çeken, Beşiktaş’ın hücumlarını büyük ölçüde kanatlar üzerinden geliştirmesiydi. Açık bir futbol oynamaya çalışan rakibinin üzerine sürekli kenarlardan giden Beşiktaş, bir yandan da Konyaspor’un oyun kurma yollarını kapatıyordu.

Oldukça sıcak bir havada oynanan karşılaşmanın yirmi beşinci dakikasında hakem su molası verdi ve futbolcular kısa süreliğine de olsa nefes alma fırsatı buldu. Mola sonrasında oyun aynı hızla yeniden başladı ve Beşiktaş karşılaşmanın hâkimiyetini bütünüyle eline aldı. Art arda geliştirdiğimiz ataklar, Konyasporlu oyuncuları hata yapmaya zorluyordu.

Sert futbolundan her zaman şikâyetçi olduğum Necip, girdiği bir ikili mücadelenin ardından yine sarı kart görmeyi başardı. Otuz ikinci dakikada ise Beşiktaş, neredeyse boş kaleye gol atamadı. Önce Olcay’ın pasında Cenk topa dokunamadı; ardından geriden yetişen iki Beşiktaşlı oyuncunun vuruşları da kaleyi bulmadı. O dakikalarda Konyaspor savunmasının ciddi bir panik yaşadığını notlarıma eklemeliyim.

Beşiktaş o gün gözüme gerçek bir şampiyon gibi görünüyordu. Kendine güvenen, deplasmanda oynamayı hiçbir biçimde umursamayan ve ne yapması gerektiğini bilen kusursuz profesyonel görüntüsüyle, sahada rüya gibi bir Kara Kartal vardı.

İlk yarının sonlarına doğru düşündüğü futbolu sahaya yansıtamayan Konyaspor, ikili mücadelelerde daha sert ve etkili olmaya çalıştı. Bunun karşılığını da kırkıncı dakikada, ilk golü atan Bajic’in gördüğü sarı kartla aldı. Hemen ardından savunmamızda oluşan ani boşluğu değerlendiren ev sahibi ekip atağa kalktı. Kalecimizle karşı karşıya kalan Konyasporlu oyuncu, oldukça zayıf bir vuruş yapınca önemli bir gol fırsatını harcadı. Devamındaki köşe vuruşundan da sonuç alamadılar.



Belki daha fazlasını yapabilirlerdi ancak Beşiktaş’ın sahaya koyduğu baskın karakter karşısında öz güvenlerini bir ölçüde yitirdikleri açıkça görülüyordu.

Hakem ilk yarının sonuna dört dakika ilave etti. Konyaspor, attığı golün ardından yakaladığı en ciddi fırsatlardan birini bu bölümde buldu ancak Marcelo savunmada zamanında müdahale ederek gole izin vermedi.

Oyunu istedikleri gibi oynayamamaktan rahatsızlık duyan Konyasporlu futbolcular giderek agresifleşmeye başlamıştı. Bunun sonucunda Ali de takımının ikinci sarı kartını gördü. Kararın ardından tribünler yoğun biçimde tepki gösterirken saha içinde başlayan gereksiz itişmelerle ortalık bir anda karıştı.

Beşiktaş ceza sahasının hemen dışında yerde kalan Konyasporlu oyuncu ayağa kalkamayınca, buna rağmen oyunun devam etmesi hem ev sahibi futbolcuların hem de tribünlerin sert tepkisine yol açtı. Tepkinin bir bölümünün, pozisyonun içinde bulunan ve hâlihazırda sarı kartı olan Necip üzerinde hakem baskısı oluşturmaya yönelik olduğu hissediliyordu.

Ortalık yatıştığında hakemin cebinden iki sarı kart daha çıktı. İtişmenin fitilini ateşleyen kalecimiz Tolga ile Konyasporlu Ali kartları paylaşan isimlerdi. Kısa süre sonra hakemin düdüğü geldi ve ilk yarıya eklenen dört dakikanın önemli bir bölümü futbol oynanamadan tamamlandı.

İkinci yarı da ilk yarının sonunda kalan gerginliğin etkisiyle başladı. Futbol açısından bakıldığında ise Konyaspor biraz daha derli toplu görünüyordu. Nitekim ikinci yarının hemen başında sağ kanattan geliştirdikleri atağın ardından yaptıkları vuruşla ikinci gole çok yaklaştılar.

“Cenk bu takımın tek başına gol yükünü taşıyabilir mi?” diye soruyorduk ya; adam ikinci haftayı da boş geçmedi. Elli üçüncü dakikada Andreas Beck’in sağ kanattan gönderdiği olağanüstü uzunluktaki isabetli pasla savunmanın arkasına sarktı, kaleciyle karşı karşıya kaldı ve topu ağlara göndererek Beşiktaş’ı öne geçirdi.

Bu golden sonra Konyaspor’un oyundan kopacağını düşünmüştüm. Fakat ev sahibi ekip, altmışıncı dakikada kullanılan köşe vuruşunda yine Bajic’in ayağından golü buldu ve skoru 2-2’ye getirdi. Pozisyonun en can alıcı noktası, kalecimiz Tolga’nın çizgisine âdeta çakılıp kalması ve topu almak için çıkmamasıydı. İnsan ister istemez soruyor: Bir kaleci böyle bir köşe vuruşunda topa çıkmayacaksa ne zaman çıkacak?

Asıl dikkat çekici olan, Konyaspor’un topa çok az sahip olduğu ve hücum üretmekte fazlasıyla zorlandığı bir bölümde ikinci kez gol bulabilmesiydi. Beşiktaş oyunu kontrol ediyor, Konyaspor ise eline geçen sınırlı sayıdaki fırsatı değerlendiriyordu. Futbolun üstün oynamakla kazanmak arasındaki farkı acımasızca hatırlatan maçlardan biriydi.

Beraberlik golünün ardından Kara Kartal kısa süreliğine sendeledi ancak yeniden toparlanmayı başardı. Kendi ceza sahasının önüne yerleşen Konyaspor’u organize ataklarla yıpratmaya başladık. Zaman zaman uzun paslarla da kaleyi yoklayan Beşiktaş, dakikalar ilerledikçe beraberliği bozmak için daha sabırsız bir futbol oynamaya başladı.

Bir ara rakibi üzerine çekmek amacıyla kendi sahamızda top çevirmeye başladık ve açıkçası içime fenalık geldi. Beraberliğe razı görünen ev sahibi takımın bu oyuna gelip savunma güvenliğini terk edeceğini düşünmek fazlasıyla iyimserlik olurdu.

Şenol Güneş, karşılaşmayı yeniden hareketlendirmek amacıyla Kerim’i sahaya sürdü. Ne yazık ki bu değişiklik takım üzerinde beklenen heyecanı yaratmadı. Üstelik Konyaspor, geliştirdiği ani bir karşı atakta gole çok yaklaştı; savunmamız topu çizgiden çıkartarak mutlak bir golü önledi.

Ardından Konyaspor bir kez daha atağa kalkarken Necip yapacağını yaptı. Seksen ikinci dakikada Ömer Ali’yi yere indirince ikinci sarı kartını gördü ve Beşiktaş’ı on kişi bıraktı. Maçın neredeyse tamamını kontrol eden Kara Kartal, bir anda beraberliğe razı olması gereken taraf gibi görünmeye başlamıştı.

Hücumdaki umutlarımız, Kerim’in halı sahada futbol oynarcasına sürekli rakiplerinin arasına dalıp adam eksiltmeye çalışmasına kalmış gibiydi. İkinci yarının sonlarına doğru Beşiktaş’ın genel durgunluğu içinde giderek kaybolan Quaresma oyundan alındı; yerine gol ümidi olarak Ömer girdi.

Son dakikalar, Beşiktaş’ın galibiyet golünü arayan ısrarcı futbolu ve Konyaspor’un karşı ataklarıyla geçti. Ev sahibi ekibin geliştirdiği kontrataklar son derece tehlikeli pozisyonlara dönüştü; birkaç kez yüreğimiz ağzımıza geldi. Ancak iki takımın çabası da skoru değiştirmeye yetmedi ve karşılaşma 2-2’lik beraberlikle sona erdi.

Beşiktaş, son derece iddialı ve sağlam başladığı karşılaşmada birbirinden dengesiz iki gol yiyerek galibiyeti elinden kaçırdı. Oyunun büyük bölümünü kontrol etmesine ve rakibine üstünlüğünü kabul ettirmesine rağmen sahadan yalnızca bir puanla ayrıldı.

Yine de bu karşılaşmada yapılan hatalardan çıkarılacak derslerin, sezonun ilerleyen haftalarında takıma yol göstereceğine inanıyordum. Çünkü 2016-2017 sezonunun Beşiktaş kadrosu, henüz bütün parlaklığını göstermeye başlamamış kara bir elmas gibiydi.


Stadyum: Konya Büyükşehir Stadyumu

Hakem: Cüneyt Çakır

Konyaspor: Serkan, Skubic, Ali Turan, Vukovic, Mehmet, Volkan, Hadziahmetovic, Ömer Ali, Ali Çamdalı (Dk.88 Barry Douglas), Bajic (Dk.71 Hora), Rangelov (Dk.62 Milosevic)

Beşiktaş: Tolga, Beck, Marcelo, Necip, Tosic, Atiba, Oğuzhan (Dk62 Rodolfo), Quaresma (Dk.87 Ömer Şişmanoğlu, Tolgay (Dk.77 Kerim), Olcay,Cenk

Goller: Dk.8 ve Dk.60 Bajic (Konyaspor), Dk.14 Olcay Şahan, Dk.53 Cenk Tosun (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Bajic, Ali Çamdalı, Ali Turan, Ömer Ali Şahiner (Konyaspor) Tolga Zengin (Beşiktaş)

Kırmızı Kart: Dk. 82 Necip (Beşiktaş)