Beşiktaş, kar
yağışı nedeniyle ertelenen iki lig maçı ve araya giren Türkiye Kupası
karşılaşmalarının ardından nihayet Süper Lig'e döndü. Normal şartlarda ikinci
yarının üçüncü karşılaşması olması gereken ancak ertelemeler nedeniyle ilk lig
maçımıza dönüşen mücadelede Kara Kartal, Gaziantepspor'u ağırladı.
Beşiktaş'ın
farklı galibiyetinden elbette söz edeceğiz ama önce canımı sıkan birkaç
ayrıntıyı aradan çıkaralım ki sonrasında keyfimiz yerine gelsin.
Maçın hemen
başında Gaziantepspor'un geliştirdiği tehlikeli bir hücumda ofsayt şüphesi
vardı. Pozisyon golle sonuçlanmadı ancak yayında beklediğim açıdan tekrarını
göremediğim için kararın doğru olup olmadığını anlamak mümkün olmadı. Önce
pozisyonun tekrarı gelmedi, daha sonra ise ofsayt çizgisini değerlendirmeye pek
yardımcı olmayan kale arkasındaki kameradan görüntü gösterildi.
İkinci yarıda
Gaziantepspor'un 44 numaralı oyuncusunun geliştirdiği başka bir hücumda da bana
göre oldukça açık bir ofsayt vardı. Pozisyonun devamında çekilen şutu Tolga
güzel bir şekilde çıkardı ancak kurtarış sırasında sakatlandı. Yayında bu
pozisyonun daha sonra tehlikeli bir Gaziantepspor atağı olarak tekrar tekrar
gösterilmesi de bana tuhaf geldi. Benim görmek istediğim şey kurtarıştan çok,
hücumun başlangıcındaki ofsayt ihtimaliydi.
Sosa'ya
yapılan bazı sert müdahalelerde de hakemin kart konusunda fazla hoşgörülü
davrandığını düşündüm.
Gecenin asıl
kötü haberi ise Rhodolfo'nun sakatlığıydı. Pozisyonun ardından durumunun ciddi
olduğu anlaşılıyordu. Umarım korktuğumuz kadar uzun süre sahalardan uzak
kalmaz. Kendisine geçmiş olsun diyelim ve yeniden futbola dönelim.
Beşiktaş, çok
koşmasına rağmen hücumda yeterince sonuç üretemeyen Gaziantepspor karşısında
son derece dengeli bir futbol oynadı. Özellikle orta sahadan ceza sahasına
gönderilen uzun toplarla rakip savunmanın arkasına sarkmayı başardık.
38. dakikada Gökhan'ın şutunda kaleci Alperen topu ellerinin arasından
kaçırınca Kara Kartal 1-0 öne geçti. Golden sonra Beşiktaş'ın iştahı daha da
arttı ve oyunun kontrolü tamamen elimize geçti. O sıralarda ekrana gelen
istatistiklerde topa sahip olma oranımız yüzde altmış civarındaydı.
39. dakikada Oğuzhan, kalabalık savunmanın arasından öylesine kararlı
bir şut çıkardı ki top herkesin bakışları arasında ağlarla buluştu.
İlk yarı bitmeden fark ikiye çıkmıştı.
Bu maçta
Mario Gomez'in de gol atmasını özellikle istiyordum. Bu sezon gol krallığı
tacını onun takmasının Beşiktaş formasıyla ortaya koyduğu performansa çok
yakışacağını düşünüyorum.
Beklentim
karşılıksız kalmadı.
Mario 61. ve
70. dakikalarda iki güzel gole imza attı ve gol krallığı yarışında önemli bir
adım daha attı.
Fakat beni
skordan bile fazla mutlu eden şey Beşiktaş'ın attığı her golden sonra biraz
daha fazlasını istemesiydi. Takım 1-0'da durmadı. İkide durmadı. Üçüncü golden
sonra bile hücum etmeye devam etti.
Benim amatör
ruh derken anlatmaya çalıştığım şey biraz da bu.
Profesyonel
futbolun bütün hesaplarının arasında, skor ne olursa olsun bir gol daha atmak
isteyen o çocukça iştahı görmek hoşuma gidiyor.
Şenol
Güneş'in yaklaşımı da bundan farklı değil. Dört gol atmış bir takımın başında
hâlâ hücumu düşünen, oyuncu değişikliklerini bile yeni bir gol ihtimalini
artırmak için yapan bir teknik direktör var.
Helal olsun
hocam.
Bunca sene
neredeydin?
Kaleci
Tolga'ya da ayrıca değinmek gerekiyor. Bu gece gerçekten güzel kurtarışlar
yaptı ve oldukça iyi bir performans sergiledi. Üstelik ikinci yarıda yaptığı
kurtarışlardan birinde sakatlanmasına rağmen oyunda kalmak için ısrar etti.
“Neler oluyor
yahu?” diye düşünürken saha kenarında bir de yeni transfer yabancı kalecimizin
ısındığını gördüm.
Ah be
Tolgacım.
Demokrasinin
kılıcı tepende sallanmaya başlayınca insanın konsantrasyonu da bir başka oluyor
demek ki.
Şaka bir
yana, güçlü bir alternatifin varlığı bir futbolcuyu yalnızca tehdit etmek
zorunda değil; rekabet bazen performansı da yukarı çekebilir. Tolga'nın bu
geceki futbolu bunun güzel bir örneğiydi. Sporting Lizbon maçından sonra
yaşadığı zor dönemi düşününce böyle bir performans göstermesine ayrıca
sevindim.
Gelelim
şampiyonluk yarışına.
Kar nedeniyle
ertelenen iki maçımız, puan tablosunda oldukça yanıltıcı bir görüntü ortaya
çıkarmıştı. Beşiktaş maçlarını oynamadan Fenerbahçe'nin zirvede görünmesi doğal
olarak spor medyasında liderlik tartışmalarını yeniden başlattı. Benim bu
konuda aylardır söylediğim şey ise değişmedi: Takımlar eşit sayıda maça
çıkmadan oluşan puan tablosuna gereğinden fazla anlam yüklemenin pek faydası
yok.
Fenerbahçe'nin
Antalyaspor'a mağlup olduğu hafta yapılan bazı haberleri de bu nedenle ilginç
buldum. Benim gözüme çarpan yayınlarda mağlubiyetin kendisinden çok başka
ayrıntıların öne çıkarıldığını düşündüm. Belki mesele yalnızca benim medyadan
beklediğim dengeyle ilgili ama rakip kim olursa olsun, kazanan takımın emeğinin
de görünür olmasını isterim.
Çünkü bu lig
yalnızca büyük takımlardan ibaret değil.
Antalyaspor
sahada Fenerbahçe'yi yenmişse, o gecenin hikâyesinde Antalyaspor'un da hakkını
vermek gerekir.
Tıpkı
Bucaspor'un, Sivas Dört Eylül Belediyespor'un veya 1461 Trabzon'un Beşiktaş
karşısındaki mücadelesine hakkını vermeye çalıştığımız gibi.
Futbol biraz
da bunun için güzel.
Ama bu gece
asıl hikâye bizim.
Uzun bir aradan sonra lige dönen Kara Kartal dört gol attı, üç puanı aldı ve şampiyonluk yolunda kaldığı yerden devam etti.
Stadyum: Başakşehir Stadyumu
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Adil Sinem(4. Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo (Dk.20 Delgado), Marcelo, İsmail, Atiba, Oğuzhan
(Dk.75 Necip), Olcay, Sosa (Dk.84 Cenk), Gökhan, Gomez
Yedekler: Boyko, Necip, Delgado, Serdar, Quaresma, Kerim, Cenk
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Gaziantepspor: Alperen, Elyasa, Barış, Gouano, Marcal (Dk.21 Koray), Abuda(Dk.75
Hürriyet), Erdem, Orkan (Dk.66 İlhan), Larsson, Chibuike, Habibou
Yedekler: Bora, Hakn, Koray, Putsila, Hürriyet, Abdülkadir, İlhan
Teknik Direktör: Mutlu Topçu
Goller: Gökhan (Dk.38), Oğuzhan (Dk.42), Gomez (Dk.61, 70)
Sarı Kartlar: İsmail (Dk.64), Hürriyet (Dk.81)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder