Bir gece önce Galatasaray'ın Kayserispor karşısında puan
kaybetmesiyle Beşiktaş'ın önüne çok önemli bir fırsat çıkmıştı. Maçın son
bölümü hayli gergin geçmiş, uzatma dakikalarında gelen Kayserispor golüyle
karşılaşma berabere bitmişti. Gecenin ikisinde hiç üşenmeden oturup maçın
tekrarını da izledim ve sonunda istediğim sonucu bir kez daha kendi gözlerimle
gördüm. Liderle aramızda duran Galatasaray'ı geçme fırsatı yakalamıştık. Şimdi
sıra Kara Kartal'daydı. Ertesi akşam Akhisar Belediyespor karşısına çıkacak ve
kazanırsa ikinci sıraya yerleşecekti.
Zaman o gün nedense çok yavaş ilerledi. Bütün bir pazar
boyunca heyecanla saatin 19.00 olmasını bekledim. Nihayet televizyonun
karşısına kurulup maçı izlemeye başladığımda Kara Kartal oyuna golle giriş
yaparak keyfimi ikiye katladı. Veli çok şık bir golle açılışı yaptı. Daha ne
olduğunu anlayamadan, sekizinci dakikada Mustafa'nın golü geldi.
Doğrusunu söylemek gerekirse golden çok, golü
Mustafa'nın atmasına sevindim. Geçen hafta Rizespor karşısında uzun bir aradan
sonra yeniden golle buluşmuştu; şimdi Akhisar maçında da devamını getiriyordu.
Haftalardır yazılarımda aynı şeyden şikâyet edip duruyorum: Beşiktaş oyuna
fırtına gibi başlıyor, birçok pozisyon üretiyor, bunları değerlendiremiyor ve
ardından hiç beklemediği anda topu kendi ağlarında görüp maçı yeniden çevirmeye
uğraşıyor. Bu kez öyle olmadı. Bu kez şans yüzümüze güldü.
Top Kara Kartal'ı sevdi.
İki farklı üstünlüğü erkenden yakalayınca ben de rahat
bir nefes aldım ve maçı çok daha keyifli izlemeye başladım. Ancak Mustafa'nın
yaşadığı sakatlık kısa süre sonra bütün keyfimi kaçırdı. Kafa topuna çıktığı
Akhisarlı bir oyuncuyla çarpışınca başı yarıldı. Tedavisi saha içerisinde
yapıldıktan sonra oyuna döndü fakat yarası yeniden kanamaya başladı.
Burada söz konusu olan futbolcunun kafası. Kolu, dizi ya
da sırtı değil; insan vücudunun en hassas bölgelerinden biri. Oyundan
alınmasını beklerken Mustafa'ya yeni bir forma getirildi. Kanlanan formayla
devam edemeyeceği için değiştirilmesi gerekiyordu. İyi de kardeşim, adamın
kafası yarılmış ve hâlâ kanıyor; bizim derdimiz forma mı?
Üstelik maç 2-0 olmuş. Ne gerek var böyle bir riske?
Sonra baktılar olmuyor, bir forma daha geldi. İkinci yarıya Beşiktaş on kişi
başladı; Mustafa'nın kafasına dikiş atıldıktan sonra yeniden sahaya döndüğünü
görünce artık gerçekten şaşırdım. Futbolcunun mücadele etmek istemesini
anlayabiliyorum ama böyle durumlarda kararı yalnızca futbolcunun isteğine
bırakmamak gerekir. Sahaya çıkabilecek başka bir oyuncumuz yok muydu? Bir ara
Beşiktaş'ın stada yedek futbolcu getirmediğini düşünecektim neredeyse.
Maçın oyuncularına gelirsek, Holosko ikinci yarıda beni
biraz şaşırttı. Yoruldu ve karşılaşmanın son bölümlerinde oldukça güçlük
çekmeye başladı. Ersan'ın sakatlanmasının ardından oyuna giren Jones ise çok
diri göründü. Önüne gelen fırsatları değerlendiremedi ama Akhisar savunmasını
yıpratmayı başardı.
Atiba ve Oğuzhan ise bugün benim gözümde sahanın en
iyileri arasındaydı. İkisi de kusursuza yakın oynadı. Oğuzhan Beşiktaş'ın
geleceği. Atiba ise bana göre sezonun en iyi yabancı transferlerinden biri.
Uzun süren sakatlığının ardından İsmail de nihayet yeniden forma şansı buldu
ancak 81. dakikada oyuna girdiği için kendisini değerlendirebileceğimiz kadar
süre alamadı. Temennim, zaman içerisinde eski formuna kavuşması, hatta onun da
üzerine çıkması.
Kaleci Tolga bazen bana seksenli yılların Beşiktaş
kalecilerini hatırlatıyor. Önündeki takım öylesine iyi savunma yapıyor ki
rakipler çoğu zaman ona ulaşacak fırsatı bile bulamıyor. Beşiktaş'ın oyunu her
geçen hafta biraz daha oturuyor. Necip ilk dönemlerindeki kadar parlamıyor
olabilir ama görevini yerine getiriyor. Üstelik bugün kendisinden zaman zaman
şikâyet ettiğim gereksiz sertliklere başvurup sarı kart da görmedi; benden artı
puanı kaptı.
Franco ve Motta'dan da fazlasıyla memnunum. Yabancı
oyuncularımızın takıma verdiği katkıya baktığımda transfer konusunda doğru
işler yapıldığını düşünüyorum. Belli ki teknik kadro bu konuda sıkı çalışıyor.
Olcay için ise söyleyecek fazla bir şeyim yok. O benim gözümde kusursuz bir
Beşiktaşlı. Umarım daha uzun yıllar bu başarılı çizgisini sürdürür. Almeida'yı
da özlemişiz. Gol atma fırsatı bulamadı ama sahada kaldığı kısa süre içerisinde
üzerine düşeni yaptı.
Saha kenarında maçı adeta futbolcularla birlikte yaşayan
Slaven Bilic ise siyah takım elbisesi ve atletik yapısıyla bazen bir futbol
teknik direktöründen çok basketbol koçuna benziyor. Bilic'in enerjisini ve
takımla kurduğu bağı seviyorum. Bana kalırsa o da en az genç oyuncular kadar
Beşiktaş'ın geleceğinin önemli bir parçası. Yönetim Slaven'la uzun süre
çalışmayı başarırsa bu istikrarın karşılığını ilerleyen yıllarda alacağımıza
inanıyorum.
Bu maçın ardından Beşiktaş artık Galatasaray'ın üzerinde
ve ligin ikinci sırasında. Fenerbahçe'nin maçlarını takip etmekten ise biraz
yoruldum. Şimdilik kendi takımımıza bakmak istiyorum. Benim için önümüzdeki en
önemli hedeflerden biri Fenerbahçe'yi yenmek ve ligi mümkün olduğunca yukarıda
tamamlamak. Üstelik liderle aramızdaki puan farkına rağmen matematiksel olarak
şampiyonluk ihtimali de henüz ortadan kalkmış değil.
Her hafta söylediğim gibi, umut varsa insanın gözü ister
istemez yukarıya bakıyor.
Kara Kartal artık ikinci sırada. Bakalım kanatları bizi daha ne kadar yukarı
taşıyacak.
Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.
Hakem: Bülent Yıldırım.
Beşiktaş: Tolga, Necip, Franco, Ersan (Dk. 52 Jones), Motta, Veli, Atiba,
Holosko, Oğuzhan, Olcay (Dk. 81 İsmail), Mustafa Pektemek (Dk. 60 Almeida)
Teknik Direktör: Slaven Bilic.
Akhisar
Belediyespor: Emrah Tuncel, Ahmet (Dk. 46 Kuate),
Serkan (Dk. 54 Uğur), Sonko, Güray, Kenan, Emrah Eren, Merter, Sertan, Niasse,
Mehmet Akyüz (Dk. 46 Mezenga)
Teknik Direktör: Hamza Hamzaoğlu.
Goller: Dk. 2 Veli Kavlak, Dk. 8 Mustafa Pektemek, Dk. 69 Atiba (Beşiktaş)
Sarı Kartlar: Jermaine Jones (Beşiktaş), Kuate (Akhisar)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder