Beşiktaş ne yazık ki şampiyonluk yolunda üç puan daha
kaybetti ve benim de hedefimi yavaş yavaş ikincilik olarak değiştirmeme sebep
oldu. Oysa Kara Kartal, özellikle son haftalara girilirken gerek fikstür
gerekse puan durumu açısından önemli fırsatlar yakalamıştı.
Kendi stadımızın yenilenmekte olduğu bu sezonun başından
beri saha meselesi de başlı başına bir sorun hâline geldi. Önce Olimpiyat
Stadyumu'nda başlayan macera, oradaki şartlara yönelik eleştirilerin ardından
başka arayışlara dönüştü. Sanki Türk futbolu on yıllardır yalnızca futbola
özel, kusursuz stadyumlarda oynanıyormuş da Olimpiyat Stadyumu ilk kez
karşımıza çıkan büyük bir felaketmiş gibi bir hava oluşmasını doğrusu biraz
garipsedim. Ardından Kasımpaşa'nın stadına taşınma kararı geldi ki yönetimin sezon
boyunca aldığı kararlar arasında en fazla eleştirdiğim konulardan biri de bu
oldu.
Şampiyonluğun kimse tarafından bize altın tepside
sunulmayacağı zaten belliydi. Kendi stadından uzakta geçirilen bir sezonda
yapılan bu tür tercihler de işimizi kolaylaştırmadı. Şimdi, “Bütün bunların
Karabükspor'a yenilmemizle ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz. Haklısınız.
Demek istediğim şu: Bütün olumsuz şartlara rağmen
takımın özellikle son on beş maçta yakaladığı ivme ve puan durumu gerçekten
umut vericiydi. Ben şahsen bu takımın şampiyon olabileceğini düşünmüştüm.
Görünüşe göre biraz fazla iyimser davranmışım. Beşiktaş'ın gelecek vaat ettiği
konusunda fikrim değişmedi ama kadronun henüz şampiyonluğu sonuna kadar
taşıyabilecek kadar oturmadığını kabul etmek gerekiyor. Teknik kadronun da ilk
sezonunu yaşadığını düşünürsek ligi ikinci sırada tamamlamak kötü bir sonuç olmayacaktır.
Üstelik önümüzde yeni stadımıza kavuşacağımız bir sezon
var. Bu takımın üzerine doğru takviyeler yapılır, teknik kadroya zaman tanınır
ve istikrar korunursa önümüzdeki yılın çok daha güzel olabileceğine inanıyorum.
Şimdilik yapılması gereken, bu sezonun bize ne öğrettiğine bakmak.
Şimdi, yenilginin üzerine örtü sermek için yeterince
süslü paragraf yazdığıma göre biraz da futbol konuşalım.
Bu gece topun Beşiktaş'ı sevmemesi bir yana, futbolcular
da topu pek sevmedi. Ben ne olursa olsun Beşiktaş'ın bu maçı kazanacağına
inanıyordum. Maçın büyük bölümünde daha etkili olan taraf da Beşiktaş'tı. Ancak
Karabükspor 60. dakikadan sonra beklemediğim şekilde toparlandı ve baskı
kurmaya başladı. Ev sahibi takımın bu çıkışı Kara Kartal'ın dengesini fena
hâlde bozdu.
Beşiktaş ne yaptıysa golü bulamadı. Sekseninci dakikaya
geldiğimizde artık ümidimi kaybetmeye başlamıştım. Hatta her zaman olduğu gibi
birazdan golü bizim yiyeceğimizi de hissettim. Bundan nefret ediyorum ama
nedense yaklaşanı bazen görebiliyorum. Artık bunun bir lanet mi yoksa hediye mi
olduğuna hâlâ karar veremedim.
Ve olan oldu.
Beşiktaş sahada iki golcüyle mücadele etmesine rağmen
golü bulamadı; golü yiyen taraf biz olduk. Üstelik golü atan, Beşiktaş'tan
kiralık olarak Karabükspor'a gönderilen Eneramo'ydu.
Kaçıncı dakika?
Doksan.
Trajediye bak sen.
Daha geçen hafta Galatasaray'ın son dakikada yediği
golle ne güzel dalga geçmiştik. Ben şahsen pek bir dalga geçmiştim. Futbol
denen şeyin insanı bu kadar kısa sürede kendi sözleriyle sınayabilmesi de ayrı
bir güzellik olsa gerek.
Yine de burada Eneramo'ya “Neden bizim şampiyonluğumuzun
önüne set çektin?” diyecek değilim. Oyuncuyu kiraya veren sensin. Karabükspor
da onu sahaya çıksın, mücadele etsin ve gol atsın diye kadrosuna katmış.
Eneramo Beşiktaş'a karşı oynarken özellikle gol atmamaya çalışsaydı, asıl o
zaman yaptığı işe ve formasını giydiği kulübe karşı haksızlık etmiş olurdu.
İşte Beşiktaş taraftarı olmakla Beşiktaşlı olmak
arasındaki farkı benim gözümde belirleyen şeylerden biri de bu. Kendi takımımın
çıkarına olsa bile bir futbolcudan görevini yapmamasını bekleyemem.
Ama insanın içindeki taraftar da tamamen susmuyor tabii.
En azından dizlerinin üzerine çöküp o kadar
sevinmeseydin be adam!
Eneramo konusunda asıl düşünülmesi gereken şey bana göre
başka. Bir futbolcunun Beşiktaş'a transfer edilirken yalnızca belli
özelliklerine değil, takımın yapısına ve ihtiyaçlarına ne kadar uyduğuna da
bakılması gerekiyor. Her transfer tutacak diye bir kural elbette yok. Fakat
oyuncu seçiminde mümkün olduğunca uzun vadeli düşünmek, kulübün parasını ve
kadro yapısını dikkatle yönetmek şart. Benim Süleyman Seba döneminden
hatırladığım Beşiktaş anlayışı da biraz buydu: önce kulübün neye ihtiyacı
olduğunu düşünmek.
Ne güzel geriye sayıyorduk. Şimdi kaldı yedi maç.
“Matematiksel olarak hiçbir şey bitmedi,” diyeceğim ama komik duruma düşmek de
istemiyorum. Beşiktaş bugün maçı kazanmayı benim istediğim kadar istemedi
sanki. Futbolcular istemezse derdi bana düşecek değil herhâlde.
Belki de taraftarlığın kendimize hatırlatmamız gereken
tarafı tam burada başlıyor. Takımınız kazanmışsa o galibiyeti doya doya
yaşayın. Kaybetmişse üzülün ama sonra bırakın maç orada kalsın. Ne kadar
Beşiktaşlı olduğunuzun, bir yenilgiden sonra ne kadar acı çektiğinizle
ölçülmesine izin vermeyin.
Taraf olmayın, Beşiktaşlı olun.
Hem futbolun en eski sözlerinden biri ne diyor?
Atamayana atarlar.
Attılar işte.
Stadyum: Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadyumu.
Hakem: Tolga Özkalfa.
Karabükspor: Waterman, Erdem Özgenç, Mabiala, Murat, İshak, İlhan, Musa (Dk. 82
Yiğit), Furkan (Dk. 86 Erkan), Sow, Ahmet (Dk. 67 Jones), Eneramo.
Teknik Direktör: Tolunay Kafkas.
Beşiktaş: Tolga, Necip (Dk. 60 Kerim Frei), Franco, Dany, Motta, Veli, Atiba,
Oğuzhan (Dk. 36 Almeida), Jones, Olcay, Mustafa Pektemek.
Teknik Direktör: Slaven Bilic.
Gol: Dk. 90 Enaramo (Karabükspor)
Sarı Kartlar: Musa Çağıran, Enaramo, İlhan (Karabükspor), Jermaine Jones, Mustafa
Pektemek (Beşiktaş)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder