Beşiktaş,
UEFA Avrupa Ligi'nde İstanbul'da ağırladığı Club Brugge'e 3-1 mağlup olarak
kupaya veda etti. Yüksek tempoda ve karşılıklı ataklarla geçen maçta tur
avantajını elinde bulunduran Kara Kartal, hiç beklemediği bir anda gelen golün
ardından moral olarak çöktü. Takım kısa sürede toparlanmayı başaramayınca Club
Brugge oyunun kontrolünü ele geçirdi ve Beşiktaş'ın bu sezon Avrupa'da
yaşattığı güzel hikâye ne yazık ki burada sona erdi.
Dün gece
oynanan karşılaşmada Beşiktaş'ın eleneceği ihtimalini maç öncesinde bir an bile
düşünmemiştim. Bütün ibreler takımımızın turu geçeceğine işaret ediyor, kötü
bir sürprüsün yaşanabileceğini aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Sahaya çıkan
Beşiktaş da ilk yarıda bu inancımızı destekleyen üstün bir mücadele ortaya
koydu. Son derece heyecanlı geçen ancak gol sesi çıkmayan ilk yarının ardından
Kara Kartal ikinci yarıya golle başladı. Motta'nın şutu öylesine güzel bir gole
dönüştü ki gerek ekran başındaki gerekse tribünleri dolduran Beşiktaşlılar
adeta kendilerinden geçti. O anda benim için Club Brugge'ün bu maçı ve turu
Beşiktaş'ın elinden alabileceği ihtimali neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı.
Sonra birden kader döndü. Kaleci Tolga'nın kullandığı serbest vuruş aynı hızla kalemize doğru geri geldi. Savunmanın arasından sıyrılan Sutter pozisyonu iyi değerlendirdi; Tolga ise tehlikeyi görmesine rağmen kalesinden çıkmayıp çizgide kalmayı tercih edince rakip oyuncu fırsatı kaçırmadı ve beraberlik golünü attı. Doğrusu böyle bir gol yiyebileceğimiz hiç aklıma gelmemişti. Fakat asıl şaşırtıcı olan golün kendisinden çok, golün ardından yaşananlardı.
Maç 1-1'e
geldiğinde Beşiktaş'ın bir gol daha atması karşılaşmayı uzatmalara götürmeye
yetiyordu. Yani ortada henüz kaybedilmiş bir tur yoktu. Buna rağmen hem
futbolcular hem de tribünlerdeki seyirciler sanki bu gerçeği bir anda
unutmuşçasına büyük bir moral çöküntüsünün içine girdiler. Öyle bir hava oluştu
ki insan Beşiktaş'ın turu geçebilmek için bir değil, üç gol atması gerektiğini
sanabilirdi. Adeta futbolcuların ve tribünlerdeki Beşiktaşlıların gözlerinin
önüne aynı anda kara bir perde indi. Buna gerçekten çok şaşırdım. Birkaç dakika
önce takımı ileriye taşıyan tezahüratlar yerini oyundan çıkan Mustafa'yı ve
kaleci Tolga'yı yuhalamaya bıraktı. Beşiktaş sahada oyundan tamamen koptu. Club
Brugge teknik direktörü ise yaptığı kritik oyuncu değişiklikleriyle ortaya
çıkan fırsatı çok iyi değerlendirdi. Rakibimiz iki gol daha buldu ve işi
bitirdi.
Şüphesiz
teknik direktörümüz Slaven Bilic takımı için her zaman en iyisini istiyor. Maç
bittikten sonra oturduğumuz yerden onu eleştirmek kolay. Bu nedenle kendimde
Bilic hakkında kesin hükümler verme hakkını görmüyorum; ancak eleştiri değil,
fikir olarak iki noktayı paylaşabilirim. Tolga sakatlıktan yeni çıkmıştı ve
Cenk bu karşılaşma için bana göre daha hazır durumdaydı. Umarım Cenk'in
bilmediğim bir kart cezası ya da başka bir engeli yoktur ve haksız bir yorum
yapmıyorumdur ama benim düşüncem bu maçın kalecisinin Cenk olması gerektiği
yönünde. İkinci olarak da Bilic'in maça Mustafa ile başlamaması gerektiğini
düşünüyorum. Mustafa henüz ilk on birde başlayacak durumda görünmüyordu.
Beni asıl
üzen ise Beşiktaş'ın çocuğu Mustafa'nın boşu boşuna yuhalanması oldu.
Taraftarın böylesine hızlı dönmesini doğru bulmuyorum. Bu futbolcular tek bir
maçla değerlendirilemez. Birkaç kötü hareket, bir oyuncunun daha önce bu forma
için yaptıklarını ortadan kaldırmaz. Club Brugge'ü elemek elbette hepimizin
istediği bir şeydi ama Club Brugge'ü elemek Mustafa'dan daha değerli değil.
Nitekim Demba Ba da maçın ardından seyircinin bu tavrını eleştirdi ve bana göre
sonuna kadar haklıydı.
Bu sezon
Beşiktaş'ın UEFA Avrupa Ligi kupasını kaldırabileceğine gerçekten inanmıştık.
Takımın da bunu başarabilecek güce sahip olduğunu düşünüyorduk. Maçın ardından
Club Brugge teknik direktörünün söyledikleri aslında gecenin onlar açısından ne
kadar büyük bir başarı olduğunu anlatıyordu. Kendilerinden beklenenin grup
aşamasını geçmek olduğunu, Beşiktaş'ı eleyerek çeyrek finale kalmanın ise onlar
için fantastik bir sonuç olduğunu ifade etti. Club Brugge'ün iyi bir futbol
takımı olduğu şüphesiz ancak Beşiktaş ve Beşiktaşlılar bu tura öylesine
inanmıştı ki rakibimizin de aynı ölçüde inandığını hiç düşünmüyordum. Ne var ki
futbolun en eski gerçeği bir kez daha karşımıza çıktı: Top yuvarlak ve sahaya
çıkıldığında hiçbir istatistiği, beklentiyi ya da favoriyi tanımıyor.
Avrupa defteri ne yazık ki
kapandı. Şimdi hafta sonu oynanacak Fenerbahçe derbisine yoğunlaşmak gerekiyor.
Malum, karşılaşmayı pazar gününden pazartesiye almak federasyona fazla zor
geldiğinden, Beşiktaş Avrupa'da böylesine yorucu ve yıpratıcı bir gecenin
yalnızca üç gün sonrasında bir de derbiye çıkmak zorunda kalacak. Avrupa hayali
bitti ama sezon bitmedi. Kara Kartal'ın şimdi başını kaldırıp önündeki
şampiyonluk mücadelesine bakması gerekiyor.
Stadyumu: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.
Hakemler: Sergey Karasev, Anton Averyanov, Tikhon Kalugin.
Beşiktaş: Tolga, Opare (Dk.70 Kerim), Franco, Becip, Motta, Gökhan, Veli,
Tolgay, Olcay, Mustafa Pektemek (Dk.73 Cenk Tosun), Demba Ba.
Teknik Direktör: Slaven Bilic.
Club Brugge: Ryan, De Fauw (Dk.69 Gedoz), Duarte, Meunier, De Bock, Mechele,
Simons, Refaelov, Vormer, De Sutter (Dk.80 Oulare), Izqueirdo (Dk.65 Bolingoli)
Teknik Direktör: Michel Preud'homme.
Goller: Dk.47 Motta (Beşiktaş), Dk.61 De Sutter Dk.80, Dk.89 Bolingoli (2)
(Club Brugge)
Sarı Kartlar: Opare, Veli (Beşiktaş), Jose İzquierdo, Meunier (Club Brugge)
Kırmızı Kart: Dk.90 Olcay Şahan (Beşiktaş)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder