Beşiktaş,
Başakşehir karşısında hayatımda izlediğim en keyifsiz maçlardan birini oynadı.
Tabii bunda yalnızca Beşiktaş'ın payı yoktu. Başakşehir de sahaya sanki futbol
oynamaktan çok oyunu mümkün olduğunca soğutmak amacıyla çıkmıştı. Ortada
üzerine yatılacak bir skor avantajı olmadığı hâlde maç boyunca öylesine ağır
hareket ettiler ki insan iki ayaklı bir eleme turunun rövanşını izlediğini
sanabilirdi. Saman tadında bir futbolla hayatımızdan doksan dakika çaldılar.
Daha kötüsü,
Beşiktaş da rakibinin bu oyununa uydu. Kara Kartal istese topu çok daha hızlı
dolaştırabilir, tempoyu yükselterek Başakşehir'in kurduğu düzeni bozabilir ve
rakibini şaşkına çevirebilirdi. Bunu yalnızca maçın belirli bölümlerinde
yapmayı denedik ve doğal olarak yeterli olmadı. Karşılaşma ilerledikçe
galibiyetten çok beklenmedik bir gol yiyip maçı kaybetmekten korkmaya başladım.
Neyse ki o da olmadı ve en azından elimizdeki bir puandan da olmadık.
Televizyonlarda ve gazetelerde “Beşiktaşlıları çıldırtan karar” başlığıyla öne çıkarılan sözde penaltı pozisyonu ise bana pek inandırıcı gelmedi. Pozisyona kendi takımım lehine olduğu için başka türlü bakacak değilim. Tabii Fenerbahçe'nin bir maçında hızla çekilen topun bir oyuncunun koluna çarpması penaltı sayılıyorsa, bu kez biz de benzer bir pozisyon için penaltı talep etmeye başlarız. Görüyorsunuz ya, adaletsizlik bir süre sonra sağlıksız bir adalet arayışını beraberinde getiriyor. İnsan doğru kararın verilmesini istemek yerine, “Madem ona verdiniz, bana da vereceksiniz,” demeye başlıyor. Türk futbolunun giderek büyüyen kaosu biraz da buradan kaynaklanıyor.
Üstelik
futbolun çevresindeki gerilim artık saha içi tartışmaların çok ötesine geçmiş
durumda. Daha birkaç gün önce Fenerbahçe takım otobüsüne silahlı saldırıda
bulunuldu ve otobüsün şoförü yaralandı. Futbolun insanları bir araya getirmesi
gerekirken böylesine karanlık olaylarla yan yana anılmaya başlaması son derece
ürkütücü. Türkiye'de zaten yeterince gerginlik varken bunun spor üzerinden daha
da büyümesi hepimiz adına kaygı verici. Nereden nereye geldi söz... Biz en
iyisi maça dönelim.
Oyuncuları bu
kez tek tek değerlendirmek istemiyorum; çünkü sahada birbirine yakın ölçüde
oyuna yoğunlaşmış ama aynı ölçüde isteksiz görünen on bir adam vardı. Saman
tadındaki futbollarıyla doğrusu beni üzdüler. Gecenin sevindirici
gelişmelerinden biri genç kaleci Günay'ın doksan dakika forma giyerek hem güven
tazelemesi hem de tecrübe kazanmasıydı. Bir diğer güzel haber ise Sivok'un
yeniden takıma dönmesiydi. Uzun süren sakatlığına rağmen sanki aylardır
sahalardan uzak kalmamış gibi oynadı. Hatta bir pozisyona öyle hırslı girdi ki
başından yaralandı. Sakin ol be adam. Oynarsın daha. Forma senin.
Beşiktaş,
şampiyonluk yolunda iki puan daha bırakarak yoluna devam etti. 2014-2015
sezonunda artık tek hedefi kalan Kara Kartal'dan beklediğimiz şey bundan
sonraki maçlarda çok daha istekli ve arzulu olması. Bu arada karşılaşmanın
zaman zaman neredeyse parmak kalınlığındaki tanelerin gökten döküldüğü müthiş
bir yağmur altında oynandığını söylemiş miydim? Dün gece İstanbul'a gerçekten
inanılmaz güzellikte bir bereket yağdı. Elbette böylesine ağır hava şartlarının
futbol üzerinde etkisi vardı ama kazanmayı gerçekten kafasına koymuş bir takım
için yağmur tek başına mazeret olamaz.
Kısacası bu kez Beşiktaş'ın maçı kazanmayı yeterince istediğine inanmadım. Yağmur yağdı, Başakşehir oyunu soğuttu, doksan dakika geçti ve maç başladığı yerde bitti. Olan da televizyon karşısında geçen doksan dakikamıza oldu.
Stadyum: Başakşehir Stadyumu
Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Erdem Bayık
Beşiktaş: Günay, Serdar (Dk.84 Kerim Frei), Ersan, Sivok, Motta, Olcay (Dk.59
Cenk Tosun), Atiba, Tolgay (Dk.59 Oğuzhan), Gökhan, Sosa, Demba Ba
Teknik Direktör: Slaven Bilic
Başakşehir: Volkan, Rızvan, Epureanu, Yalçın, Ferhat, Sedat, Mahmut, Mossoro
(Dk.82 Alparslan), Visca (, Doka (Dk.70 Enver Cenk Şahin), Mehmet Batdal
Teknik Direktör: Abdullah Avcı
Sarı Kartlar: Gökhan Töre, Cenk (Beşiktaş), Enver Cenk Şahin (Başakşehir)


Klavyenize sağlık
YanıtlaSil