Beşiktaş, 2015-2016 sezonundaki üçüncü maçını
Gaziantepspor deplasmanında 4-0 gibi farklı bir skorla kazanarak yoluna devam
etti. Skora bakıldığında Kara Kartal'ın doksan dakika boyunca fırtına gibi
estiği ve rakibini sahadan sildiği düşünülebilir ama işin gerçeği pek öyle
değildi. Galibiyetin kilidinin açılması epey uzun sürdü.
Hani bazı müzik albümleri vardır; melodi tek bir
çalgıyla derinden başlar, yavaş yavaş tempo yükselir, yeni çalgılar katılır ve
sonunda müzik zirveye ulaşır. İşte bugün Beşiktaş biraz öyleydi.
Kara Kartal ilk dakikalarda hızlı bir gol aramak yerine
ev sahibi takımı tartmayı tercih etti. Gerçi bu çok uzun sürmedi. Daha ilk
dakikalardan itibaren kaleyi yoklamaya başladık ve ardından tempo giderek
yükseldi. Beşiktaş oynuyor, Gaziantepspor ise daha çok karşılamayı tercih
ediyordu. Bir ara ev sahibi takımın Beşiktaş'la fazla uğraşmak istemediği
hissine bile kapıldım. Beşiktaş üstünlüğünü belli ediyordu ama gol yollarında
ciddi bir tıkanıklık vardı. Pozisyonlar birer birer harcanıp gidiyordu.
İlk yarı golsüz tamamlandı. İkinci yarıda ise temponun
yükselmesini beklerken tam tersine oyun daha da ağırlaştı. Beşiktaş da sanki
maçı rölantiye almıştı. Ne yalan söyleyeyim, bir ara gözümü televizyondan
ayırıp telefonumla oynamaya başladım.
Maçın beraberlikle bitebileceği düşüncesi içimi
kemirmeye başlayınca keyfim iyice kaçtı. Birden Şenol Güneş'i düşündüm. Eski
karanlık günlerdeki gibi iki başarısız sonuçtan sonra teknik direktör
tartışmaları başlar mı acaba diye geçti aklımdan. Sonra kendi kendime kızdım.
Daha sezonun üçüncü haftasında nereden çıktı şimdi bu?
Ardından daha klişe bir futbol düşüncesi geldi aklıma:
“Yetmişinci dakikadan sonra Gaziantepspor yorulur, maç çözülür.”
Kendi kendime güldüm. Yıl olmuş 2015, kaldı mı öyle
takım?
Derken baktım 76. dakika olmuş. Beşiktaş bir serbest
vuruş kazandı. Ardından kaleye daha yakın ikinci bir serbest vuruş geldi.
“Vay be,” dedim, “olur mu acaba?”
Oldu vallahi.
Oğuzhan çok şık bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Uzun süredir aradığımız gol sonunda gelmişti. İlk düşündüğüm şey, hiç değilse beraberlik ve onunla birlikte gelecek puan kaybı ihtimalinin artık biraz uzaklaştığı oldu.
Golün ardından çok büyük bir değişim beklemiyordum ama
bir de ne göreyim... Gaziantepspor bir anda çözülmeye başladı, Beşiktaş'a da
yeniden heyecan geldi. Birkaç dakika öncesine kadar izlerken neredeyse
baygınlık geçireceğimiz maç birden canlandı.
Cenk'in oyuna girmesinin ardından kendisine yapılan
faulle kazanılan penaltı ikinci golü getirdi. Cenk penaltıyı kullanmak
konusunda oldukça ısrarcıydı ve bu tavrı hoşuma gitti. Aferin. Atacaksın tabii,
hakkındır. Nitekim topun başına geçti ve penaltıyı gole çevirdi.
Gaziantepspor bu golden sonra iyice dağıldı. Ardından
sahneye Gökhan çıktı. Kaleciyle karşı karşıya kaldığı çok net bir pozisyonda
herkes onun şut çekmesini beklerken pasını Olcay'a çıkardı. Ben de
beklemiyordum. Olcay fırsatı kaçırmadı ve üçüncü golü attı.
İşte gerçek kolej Beşiktaş'ı ruhu.
Biraz önce ölü gibi duran maçın bu hâle gelmesine bakıp
“Neler oluyor hayatta?” diye düşündüm keyifle.
Maç artık bitmek üzereyken Kerim oyuna girdi. Formasını
terletmeye fırsat bulamadan maç sona erecek diye düşünüyordum ama Beşiktaş beni
bir kez daha yanılttı. Kerim hızla atağa kalktı, Gaziantepsporlu oyuncuları
neredeyse orta sahada geride bıraktı ve çok şık bir golle skoru 4-0'a getirdi.
Beşiktaş, uzun süre gol bulmakta zorlandığı bir
karşılaşmayı hiç beklemediğim şekilde dört farklı galibiyetle tamamladı. Ne
diyeyim? Onlar şu güzel gecede bizim yüzümüzü güldürdüler, futbol ilahları da
onların yüzünü güldürsün.
Maçtan aklımda kalan birkaç ayrıntı daha var. Mario
Gomez gerçekten çok sağlam bir futbolcu. Topa iyi basıyor, rakip savunmayla
mücadeleden kaçmıyor ve fizik gücü hemen fark ediliyor. “Elbette, adam yıldız”
denebilir ama bize yıldızı değil, performansı gerekiyor. Bu gece iyi oynadı
fakat golünü bulamadı. O da sonraki maçlara artık.
Oğuzhan maçın büyük bölümünde çok fazla ön plana
çıkmamıştı ama attığı güzel golle bunu fazlasıyla telafi etti. Gaziantepsporlu
Muhammed ise dikkatimi çeken oyunculardan biriydi. Yetenekli olduğu belli ama
takımının içinde zaman zaman yalnız kalıyor. Daha güçlü bir kadroda nasıl bir
oyuncuya dönüşürdü merak ediyorum. Bazı futbolcular büyük takıma geçince büyür,
bazıları ise kendilerine daha fazla alan buldukları takımlarda parlamayı
başarır. Muhammed'in hangisi olduğunu zaman gösterecek.
Beşiktaş'ın bu maçtaki kadro düzenine açıkçası pek
ısınamadım. İlk hafta sahaya çıkan takım bana daha heyecan verici ve keyifli
görünmüştü. Ama bunun, bugün dört gol atıp deplasmandan üç puanla dönen
futbolcuların hakkını yememe neden olması da doğru olmaz.
Geçen hafta Trabzonspor karşısında kaybettiğimiz puanlar
hâlâ insanın canını sıkıyor. Neyse ki şampiyonluk yarışındaki rakiplerimiz de
puan kaybettiler ve daha sezonun başındayız.
Şimdi yazımızı futbol yorumculuğunun en vazgeçilmez
cümlelerinden biriyle bitirelim bakalım:
Bu hafta bitti. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.
Stadyum: Kâmil Ocak Stadyumu
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Serkan Ok (4. Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, Tosic, Atiba, Oğuzhan (Dk.89 Kerim), Sosa
(Dk.46 Cenk), Gökhan, Olcay, Gomez (Dk.78 Necip)
Yedekler: Günay, İsmail, Serdar, Necip, Kerim, Cenk, Mustafa
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Gaziantepspor: Karcemarskas, Vranjes, Marcal, Arokoyo, Barış, Abuda(Dk.85 İsmail),
Abdülkadir (Dk.77 Erdem), Larsson, Chibuike, Camara, Muhammet (Dk.64 Orkan)
Yedekler: Alperen, Mehmet, Süleyman, İsmail, Erdem, Orkan, Mustafa
Teknik Direktör: Mutlu Topçu
Goller: Oğuzhan (Dk.76), Cenk (Dk.83), Olcay (Dk.87), Kerim (Dk.90+1)
Sarı Kartlar: Arokoyo (Dk.47), Oğuzhan (Dk.51), Abuda (Dk.63), Abdülkadir (Dk.75)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder