Beşiktaş,
haftanın kapanış maçında Gençlerbirliği'ne konuk oldu ve mücadele sonunda iki
puanı Ankara'da bıraktı. Maçın genelinde oyunun hâkimi olan Kara Kartal, ne
yazık ki sonucu lehine çevirecek fırsatları yeterince değerlendiremedi.
İlk
dakikalarda oyunun kesin hâkimi Beşiktaş'tı. Erken bir gol bulup rahatlamak
isteyen takımımız bunu sahaya yansıtmaya çalışsa da aklındaki oyunu kurmakta
zaman zaman zorlandı. Quaresma, artık kendisiyle özdeşleşen trivela
vuruşlarından birini denedi ama çoğunlukla kaleyi bulan bu özel vuruşu bu kez
direğin epey uzağından geçti. Maçta kaldığı süre boyunca bir daha denemedi.
26. dakikaya geldiğimizde ekranın alt köşesinde topa sahip olma
oranları gösterildi. Beşiktaş yüzde altmışın üzerindeyken Gençlerbirliği yüzde
otuzlar civarındaydı. Bunun nedeni oyunun genel görüntüsünden de kolaylıkla
anlaşılıyordu. Kara Kartal sağlı sollu organize hücumlarla rakip kaleye gitmeye
çalışıyor, ev sahibi takım ise daha çok kaptığı toplarla hızlı çıkmayı tercih
ediyordu.
Fakat
futbolun topa sahip olma yüzdesiyle kazanılmadığını bir kez daha gördük.
Beşiktaş'ın ezici üstünlüğüne rağmen golü bulan taraf Gençlerbirliği oldu.
Ev sahibi
takımın savunma anlayışında dikkatimi çeken bir şey vardı. Beşiktaş hücuma
çıktığında Gençlerbirliği oyuncuları oyunu büyük bir dikkatle takip ediyor,
sanki bilgisayar oyunu oynar gibi karşılarındaki hamleye göre pozisyon
alıyorlardı. Ardından ele geçirdikleri toplarla hızla kontratağa çıkıp
tehlikeli karamboller yaratmaya çalışıyorlardı. Planları işe yaradı ve topa çok
daha az sahip olmalarına rağmen maçın ilk golünü atan taraf oldular.
Beşiktaş'ın
özellikle ilk yarıdaki organize hücumlarında gördüğüm en büyük sıkıntı ise ceza
sahası çevresinde gereğinden fazla pas yapılmasıydı. Neredeyse kaleyi gören
herkes şut çekmek yerine bir kez daha pas vermeyi tercih ediyordu. Böyle olunca
hücumlar güzel görünüyor ama bir türlü sonuçlanmıyordu. 40. dakikada Olcay ve
Mario'nun geliştirdiği bir pozisyon bunun en iyi örneğiydi. İkisi o kadar çok
paslaştı ki net bir gol fırsatına dönüşebilecek hücum göz göre göre kayboldu.
Gençlerbirliği
ise Beşiktaş kadar organize ve sürekli hücum etmese de fırsat bulduğunda
tehlikeli olabileceğini gösterdi. Neyse ki ikinci golü bulmalarına fırsat
vermeden ilk yarı sona erdi.
Beşiktaş
ikinci yarıda organize hücumlarındaki ısrarını sürdürdü ve 66. dakikada
Gökhan'ın golüyle beraberliği yakaladı. Bu golün ardından doğal olarak
galibiyet için yeniden heyecanlandık ancak dakikalar beklediğimizden çok daha
hızlı geçti.
Özellikle son
on beş dakikada Kara Kartal'ın maçtaki yoğunluğu azalmaya başladı. Arka arkaya
gelen hatalı paslara Gençlerbirliği'nin oyunun temposunu düşürme çabaları da
eklenince Beşiktaş'ın hücum düzeni bozuldu. Doksan dakika tamamlandığında hakem
dört dakika uzatma verdi. Takım oyundaki ritmini koruyabilmiş olsaydı dört
dakika içerisinde çok şey yapılabilirdi ama Gençlerbirliği kalecisinin oyunu
yavaşlatan hareketleri ve maçın giderek parçalanması buna izin vermedi. Dört
dakika neredeyse bomboş geçti ve karşılaşma sona erdi.
Son düdüğün
ardından Tolga'nın tam olarak neye sinirlendiğini anlayamadım ama bir anda
ortalık karıştı. Kendisine bir şey söylenmiş veya saha içinde bizim
göremediğimiz başka bir olay yaşanmış olabilir. Bunu bilmeden hüküm vermek
istemiyorum. Fakat Tolga'nın bu kadar sert tepki vermesini de doğru bulmadım.
Çünkü böyle
durumlarda çok basit bir gerçek var: Kameralar çoğu zaman sizi kızdıran şeyi
değil, sizin verdiğiniz tepkiyi gösteriyor. Birkaç saniye sonra televizyon
ekranında görünen kişi siz oluyorsunuz ve olayın öncesini bilmeyen herkes de
gördüğü görüntü üzerinden karar veriyor. Haklı olsanız bile kendinizi haksız
duruma düşürebiliyorsunuz.
Hele takım
kaptanıysanız daha dikkatli olmak gerekiyor. Malzeme vermemek lazım.
Beşiktaş
geçmişte de Gençlerbirliği karşısında birçok kez puan kaybetti. Nedense bu
takım bize ters geliyor. Maçı biraz da bunun bilinciyle izlediğim için sonuca
fazla tepki göstermedim. Tabii o kontrataklardan biri daha yerine ulaşsa ve
Gençlerbirliği üç puanı alsaydı maçtan sonra nasıl konuşurdum, orasını
bilemiyorum.
Genel olarak
güzel ve diri bir mücadele izledik. Oyunu çirkinleştirmeden kendi planını
uygulayan, akıllı oynayan bir rakibe karşı mücadele ettik. Beşiktaş daha fazla
topa sahip oldu, daha çok hücum etmeye çalıştı ama bunların karşılığını skorda
bulamayınca bir puanla yetinmek zorunda kaldı.
Şimdi
Fenerbahçe derbisi kapıya dayandı.
Bakalım Ankara'da bıraktığımız
iki puanı büyük maçta telafi edebilecek miyiz?
Stadyum: Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl, Serkan Ok (4. Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo (Dk.88 Kerim), Ersan, Tosic, Atiba, Sosa,
Gökhan, Quaresma(Dk.46 Cenk), Olcay (Dk.46 Necip), Gomez
Yedekler: Günay,
Serdar, İsmail, Kerim, Necip, Mustafa, Cenk
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Gençlerbirliği: Hopf, Kulusic, Ahmet O., Ahmet Ç., Uğur, İrfan (Dk.61 Dimitriadis),
Campos(Dk.90 Spelmann), Doğa, Skulason, Stancu (Dk.76 Berat), El Kabir
Yedekler: Ferhat K., Latovlevici, Ferhat G., Hikmet, Dimitriadis, Spelmann,
Berat
Teknik Direktör: Mehmet Özdilek
Goller: Tosic (Dk.23 K.K.), Gökhan (Dk.67)
Sarı Kartlar: Skulason (Dk.38), İrfan (Dk.44), Olcay (Dk.45+3), Gomez (Dk.54), Necip (Dk.58), Campos (Dk.69), Ersan (Dk.83), Hopf (Dk.88)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder