Beşiktaş bu gece Olimpiyat Stadyumu'nda Fenerbahçe'yi
ağırladı ve zorlu geçen mücadeleyi 3-2 kazanarak sezonun ilk derbisinden üç
puanla ayrıldı. Beş golün atıldığı, iki takımın da önemli fırsatlar yakaladığı
maçta tartışmalı pozisyonlar da eksik olmadı.
Beşiktaş'ın ilk golü bir serbest vuruşun ardından
Fenerbahçeli Kjaer'in kafasından geldi. İlk anda golü Ersan attı sandık ancak
tekrar görüntülerinde topun Kjaer'den ağlara gittiği anlaşıldı. Pozisyonda
ofsayt olup olmadığı da maç sırasında ve sonrasında tartışıldı.
Benim asıl takıldığım pozisyonlardan biri ise
Fenerbahçe'nin ikinci golünden hemen önce yaşandı. Topun korner çizgisinden
dışarı çıkıp çıkmadığı konusunda televizyon görüntülerine baktığımda benim
gördüğüm, topun oyun alanını terk ettiği yönündeydi. Eğer öyleyse oyunun
kornerle değil aut atışıyla başlaması gerekiyordu ve devamında gelen gol de
doğal olarak hiç yaşanmayacaktı. Yayın sırasında yapılan yorumlarda ise topun
dışarı çıkmadığı görüşü savunuldu. Görüntüyü tekrar tekrar izlememe rağmen buna
ikna olamadım.
Maçın belki de en kritik anlarından biri kalecimiz
Tolga'nın yaptığı müthiş kurtarıştı. Fernandao'nun kafa vuruşunu öyle güzel
çıkardı ki o anda maçın kaderine doğrudan etki ettiğini düşündüm. Böyle
karşılaşmalarda bazen bir gol kadar değerli kurtarışlar vardır. Tolga'nın
yaptığı da onlardan biriydi.
Şenol Güneş bu gece birbirinden değerli golcülerimiz
arasından Mario Gomez'i tercih etti. Mario da hocasını mahcup etmedi. Attığı
iki kafa golüyle neden böylesine büyük bir kariyere sahip olduğunu gösterdi.
Sezonun ilk haftalarında gol bulamadığı için kendisini değerlendirmek konusunda
acele etmemek gerektiğini söylemiştik. Başakşehir karşısında iki gol attı,
şimdi de derbide iki golle sahneye çıktı.
Yıldız golcün olunca bazı maçların hikâyesi böyle
değişiyor işte.
Quaresma bu derbide sahada değildi ama ilk on bir genel
olarak iyi bir iş çıkardı. Maç içerisinde Fenerbahçeli futbolcuların ve teknik
heyetin Ersan'ın bazı müdahalelerine yoğun biçimde itiraz ettiğini gördük.
Ersan'ın oyundan atılması gerektiğini düşündükleri belliydi. Ben ise aynı
hassasiyetin Beck'e yapılan ve faul beklediğim müdahalede gösterilmediğini
düşündüm. Derbi dediğiniz biraz da böyle bir şey zaten; herkes aynı pozisyona
kendi bulunduğu taraftan bakıyor.
Van Persie'nin kafa vuruşu direkten döndüğünde ise
içimden “Bu gece bizim gecemiz olabilir” diye geçirdim. Derbilerde insan bazen
böyle anlara gereğinden fazla anlam yüklüyor ama top direkten dönünce kader
kelimesini kullanmadan durmak da kolay değil.
Maçın ardından uzun zamandır izlemediğim yayıncı
kuruluşun değerlendirme programını açtım. Yıllardır Beşiktaş'a yeterince adil
yaklaşmadığını düşündüğüm bazı spor yayınlarına karşı zaten fazlasıyla hassas
olduğumu kabul ediyorum. Bu yüzden maçtan sonra kullanılan ifadeler de ister
istemez dikkatimi çekti.
“Tartışılacak çok pozisyon var.”
“Şenol Güneş beş sezon sonra Fenerbahçe'ye karşı
kazandı.”
“Beşiktaş iki sene sonra derbi maçı kazandı.”
Bu cümlelerin tek başlarına yanlış olduğunu söyleyemem.
Bunlar sonuçta maçla ilgili gerçekler ve konuşulabilirler. Fakat Beşiktaş'ın
böylesine önemli bir derbiyi kazanmasının ardından yapılan değerlendirmelerde
galibiyetin kendisinden çok tartışmalı pozisyonların ve geçmişteki
başarısızlıkların öne çıkarılması bana yine tanıdık bir yayın dili gibi geldi.
Belki Beşiktaşlı olduğum için bu konuda gereğinden fazla
hassasım. Ama televizyonu açtığımda Beşiktaş TV dışında da takımımın iyi
yaptığı şeylerin hakkının teslim edildiğini görmek istiyorum. Rakibin hakkını
nasıl vermek gerekiyorsa Beşiktaş'ın hakkını da vermek gerekiyor. Benim
basından beklediğim bundan fazlası değil.
Tribünler ise yine görevini yaptı. Olimpiyat
Stadyumu'nun büyüklüğü nedeniyle aynı seyirci sayısı başka bir statta çok daha
yoğun görünürdü. Yeni Vodafone Arena'da oynansaydı muhtemelen tıklım tıklım
göreceğimiz bir kalabalık, seksen bin kişilik Olimpiyat'ın içinde yer yer
boşluklar bırakıyor. Bu yüzden tribünlerin görüntüsüne bakıp Beşiktaş
taraftarının ilgisini küçümsemek bana pek anlamlı gelmiyor.
Ama bütün bunları bir kenara bırakalım.
Çünkü hiçbir tartışma bu galibiyetin keyfini çıkarmamıza
engel olmamalı. Beşiktaş 2015-2016 sezonunda yükselişini sürdürüyor ve bunu bir
derbi galibiyetiyle taçlandırmak gerçekten çok güzel oldu.
Hele ki muhteşem Fenerbahçe'ye karşı...
Daha ne olsun?
Bayram tatilinin son gününde her yer siyah beyaza
boyandı. Mario iki gol attı, Tolga kritik anda kalesini kapattı ve Kara Kartal
derbiden üç puanla çıktı.
Geçen hafta Gençlerbirliği karşısında Ankara'da
bıraktığımız iki puanın ardından “Bakalım bunu büyük maçta telafi edebilecek
miyiz?” diye sormuştum.
Cevabımızı aldık.
Yeni haftaya başlamak artık çok daha keyifli olacak.
Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu
Hakemler: Halis Özkahya, Baki Tuncay Akkın, Hakan Yemişken, Özgür Yankaya (4.
Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, Tosic, Atiba, Oğuzhan (Dk.82 İsmail),
Gökhan, Sosa (Dk.46 Necip), Olcay, Gomez (Dk.88 Cenk)
Yedekler: Günay, Serdar, İsmail, Milosevic, Necip, Quaresma, Cenk
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Fenerbahçe: Volkan, Şener, Kjaer, Alves, Caner, Meireles, Mehmet, Ozan (Dk.76
Diego), Nani, Fernandao (Dk.61 Van Persie), Markovic (Dk.38 Volkan Ş.)
Yedekler: Ribeiro, Kadlec, Hasan, Alper, Volkan Ş., Diego, Van Persie
Teknik Direktör: Vitor Pereira
Goller: Kjaer (Dk.20 K.K.), Gomez (Dk.24, 74), Tosic (Dk.32 K.K.), Van Persie
(Dk.65)
Sarı Kartlar: Nani (Dk.45+), Ersan (Dk.58), Oğuzhan (Dk.66), Necip (Dk.90+2)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder