Beşiktaş,
UEFA Avrupa Ligi H Grubu'ndaki dördüncü maçında Lokomotiv Moscow'u ağırladı.
Zorlu geçeceği baştan belli olan mücadelenin ilk dakikalarında iki takım, adeta
bir mengenenin birbirinin üzerine bastıran iki ağzı gibi birbirlerini
sıkıştırdılar. Öyle ki sahada yirmi iki kişiden çok daha fazla oyuncu olduğuna
yemin edebilirdim.
“Bu iki takım
birbirine nasıl gol atacak?” diye geçirdim içimden.
Her şey bir
yana, Beşiktaş inanılmaz tempolu bir oyun ortaya koydu. Kara Kartal bu maçtan
üç puan çıkarıp gruptaki işini sağlama almak istiyordu ancak oyunu bir türlü
tamamen lehine çeviremiyordu. Çünkü Lokomotiv Moscow gerçekten çok diri bir
takımdı. İlk dakikalarda gol çıkması neredeyse imkânsız gibi görünen
karşılaşma, zaman ilerledikçe iki takımın da pozisyonlar bulmaya başladığı daha
açık bir mücadeleye dönüştü.
Beşiktaş
tempoyu ne kadar artırdıysa Lokomotiv de karşısında o kadar sağlam durdu. İlk
yarı bu nedenle oldukça zorlu geçti.
İkinci yarıda
ise çok belirgin olmasa da Rus takımının direncinin yavaş yavaş azaldığını,
Beşiktaş'ın hücumlarının daha tehlikeli hâle geldiğini görmeye başladık.
Quaresma'nın ikinci yarıda oyuna girmesi de önemli bir hamleydi. Bana göre
Şenol Güneş'in onu başlangıçta kenarda tutması doğru bir tercihti. İlk yarının
yüksek temposunu geride bırakmış bir rakibin karşısına dinlenmiş bir Quaresma
çıkarmak çok daha etkili olabilirdi.
Öyle de oldu.
Quaresma
oyuna girdikten sonra bütün varlığını sahaya koydu. Nihayet 58. dakikada
muhteşem bir golle ağları havalandırdı. Gökhan'ın sol kanattan yaptığı orta ilk
anda Mario Gomez'in kafasına gidiyor gibi görünüyordu ancak top biraz yüksek
kaldı ve Quaresma'nın önüne düştü. Q7, yüksekten gelip yerden seken topu önce
göğsüyle yumuşattı, ardından sağ ayağıyla harika vurdu.
Bir gol ancak
bu kadar profesyonel atılabilirdi.
Kara Kartal
istediğini almıştı ama golden sonra tempoyu düşürmeyi tercih etmedi. Elbette
geriye düşen Lokomotiv de daha fazla risk almaya ve ataklarını sıklaştırmaya
başladı. Bu arada maçı anlatan spikerin yanındaki yorumcu, Beşiktaş'ın
yorulabileceğini o kadar çok söyledi ki bir süre sonra ben de ister istemez
takımın ne zaman yorulacağını beklemeye başladım.
Sonunda
korktuğumuz oldu.
Beşiktaş
üstünlüğünü yalnızca on sekiz dakika koruyabildi ve Niasse'nin golüne engel
olamadı. Skor 1-1'e geldikten sonra galibiyeti daha fazla isteyen taraf yine
Beşiktaş'tı ancak Lokomotiv elindeki bir puanı bırakmamaya kararlıydı. Kara
Kartal aradığı ikinci golü bulamayınca mücadele beraberlikle sona erdi.
İyi bir
maçtı. Kazanabilirdik de.
Sonuca ne
kadar üzüldüğümü sorarsanız, sanırım yüzde elli. Kalan yüzde elliyle de alınan
bir puanın değerini düşünüp sevindim.
Lokomotiv
kadrosunda eski bir tanıdık da vardı: Manuel Fernandes.
Fernandes,
Beşiktaş'taki iyi dönemlerinde adeta şiir gibi futbol oynuyordu. Son
zamanlarında oyuna ve takıma olan yoğunluğu azalmış, giderek gözden düşmüştü
ama iyi günleri gerçekten çok iyiydi. Şimdi Lokomotiv formasıyla izlediğimde
ise şaşırmadan edemedim. Beşiktaş'ta topla yaptığı gösterişli hareketlerle orta
sahayı karıştıran Fernandes'in yerinde çok daha sade oynayan, neredeyse başka
bir futbolcu vardı.
“Nerede bizim
Fernandes, nerede bu Fernandes?” diye düşündüm.
Elbette bir
futbolcunun başka bir takımda üstlendiği rol farklı olabilir. Lokomotiv'in
ondan ne istediğini veya sezon boyunca nasıl bir performans gösterdiğini
yeterince bilmiyorum. Ama benim hafızamdaki Fernandes ile o gece izlediğim
oyuncu arasında büyük bir fark vardı. İnsan bazı futbolcuları bir dönemde
bıraktığı hâlleriyle hatırlıyor galiba.
Gecenin benim
açımdan en güzel haberlerinden biri ise Quaresma'nın UEFA Avrupa Ligi'nde
haftanın en iyi oyuncusu seçilmesiydi.
Bu adamı
gerçekten çok seviyorum.
Beşiktaş'a
yeniden döndüğünde ne kadar mutlu olduğumu daha önce de yazmıştım. Sahada
yalnızca yeteneğiyle değil, oyuna koyduğu ruhla da beni etkiliyor. Beşiktaş'ta
yıllar boyunca birçok değerli yabancı futbolcu oynadı ve bundan sonra da
oynayacaktır. Ama benim izlediğim dönem içerisinde Quaresma kadar Beşiktaş'a
yakıştırdığım başka bir yabancı yıldız olmadı.
Onu Beşiktaş
formasıyla canlı izleyen neslin içinde bulunmak bile benim için ayrı bir keyif.
İyi ki varsın
Q7.
Maçın
ardından gözler grubun diğer karşılaşmasına çevrildi. Sporting Lizbon'un
Skenderbeu Korçe deplasmanından galibiyetle döneceği düşünülüyor, puan
hesapları büyük ölçüde bunun üzerinden yapılıyordu.
Kim
düşünüyordu?
Elbette
televizyondaki uğursuz yorumcular.
Fakat hesaba
katmadıkları çok önemli bir şey vardı: Bu sezon futbol tanrıları galiba biraz
da Beşiktaş'tan yana çalışıyordu.
Skenderbeu
Korçe kendi sahasında Sporting Lizbon'a üç gol atarak gecenin büyük
sürprizlerinden birine imza attı. Bu sonuç Beşiktaş'ın da gruptaki konumunu
güçlendirdi. Kara Kartal ikinci sıradaki yerini korurken tur yolunda önemli bir
avantaj elde etmiş oldu.
Yine de
Avrupa'da hesap yapmak için erken. Önümüzde oynanacak maçlar ve alınması
gereken puanlar var. Ama sezonun başından beri takımda giderek büyüyen bir şey
de var.
İnanç.
Biz zaten
inanıyorduk.
Şimdi
çocuklar da inanıyor.
Hayırlısı.
Hakemler: Felix Zwayer, Rafael Foltyn, Holger Henschel, Mike Pickel (4. Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, İsmail, Atiba, Oğuzhan (Dk.83 Cenk),
Gökhan, Sosa (Dk.72 Necip), Olcay (Dk.46 Quaresma), Gomez
Yedekler: Günay, Serdar, Tosic, Necip, Kerim, Quaresma, Cenk
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Lokomotiv Moscow: Guilherme,
Durica, Denisov, Shishkin, Yanbaev, Fernandes (Dk.74 Miranchuk), Kolomeytsev,
Samedov, N’Dinga, Maicon (Dk.90+ Grigoryev), Niasse (Dk.90 Skuletic)
Yedekler: Abaev, Logashov, Makarov, Grigoryev, Barinov, Miranchuk, Skuletic
Teknik Direktör: Igor Cherevchenko
Goller: Quaresma (Dk.58), Niasse (Dk.76)
Sarı Kartlar: Ersan (Dk.49), Niasse (Dk.61)






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder