Bir sezonu
daha geride bıraktık. “Acısıyla tatlısıyla” diye başlayacaktım ama nedense
dilim varmıyor. Çünkü sezon boyunca yaşadığımız bütün güzel şeylere rağmen son
haftaların hayal kırıklığı bugün onların üzerine ağır bir gölge düşürüyor.
Oysa ne güzel
şeyler yaşadık bu sene. Avrupa'da kaç İngiliz takımının karşısına çıktığımızı
hatırlayın. Bir süre sonra kura çekilirken neredeyse “İngilizler gelsin”
diyecek hâle gelmiştik. Arsenal'le oynadık, Tottenham'la oynadık, Liverpool'u
eledik. Bir zamanlar karşımıza çıktığında gözümüzde büyüyen takımlara karşı
artık sahaya korkmadan çıkan bir Beşiktaş vardı.
Üstelik bütün
bunları kendi stadı olmadan yaptı. Evi inşaat hâlinde olan, sürekli yolculuk
yapmak zorunda kalan bir takım ve o takım nereye giderse peşinden gitmeye
çalışan bir taraftar vardı. İstanbul'dan Ankara'ya, Konya'ya, Olimpiyat'a...
Beşiktaş bu sezon yalnızca rakipleriyle değil, kendi evinden uzakta olmanın
getirdiği bütün zorluklarla da mücadele etti. Bu yüzden bugün kupalara
baktığımda elimizin boş olduğunu görüyorum ama dönüp sezona baktığımda
başarısız bir takım göremiyorum.
Ben hâlâ
Beşiktaş'ın şampiyon olabilecek kadar iyi bir sezon geçirdiğine inanıyorum. Son
haftalarda yaşananlar, özellikle Galatasaray derbisinde beni fazlasıyla
öfkelendiren saha içi olaylar ve hakem kararları nedeniyle sezonun bitişini
kabullenmek de kolay olmadı. Galatasaray'ın şampiyonluğunu kutlayanlar, tebrik
edenler var. Ben edemiyorum. Belki biraz zaman geçmesi gerekiyor ama bugün
içimden gelmiyor. Zaten futbol taraftarlığının her zaman makul olmak gibi bir
özelliği olduğunu kim söyledi?
Gelelim son
maçımıza. Ah benim vefakâr Beşiktaş seyircim... Yine gittiler. Yine o bize ait
olmayan stadın tribünlerinde yerlerini aldılar. Sezon bitmiş, şampiyonluk
gitmiş, üçüncülük kesinleşmiş; yine de Beşiktaş'ı son kez yalnız bırakmadılar.
Kara Kartal
da sezonu galibiyetle kapattı. Gençlerbirliği'ni 2-1 mağlup ederek hem
taraftarına galibiyetle veda etti hem de Beşiktaş'ın başındaki son maçına çıkan
Slaven Bilic'i uğurladı. Bir de son dakikalarda o golü yemeseydik tam olacaktı.
İlla bir yutkunacağız yani. Her neyse.
Benim gözümde
bu takım 2014-2015 sezonunda çok değerli bir futbol oynadı. Kupayla
taçlandıramadığı için yaptığı her şeyi çöpe atacak değilim. Futbolcular da
Slaven Bilic de büyük bir özveri gösterdiler. Kendi sahası olmadan geçen
koskoca bir sezonda şampiyonluk yarışının içinde kaldılar, Avrupa'da
unutulmayacak geceler yaşattılar ve Beşiktaş taraftarına yeniden büyük maçları
kazanabileceğine dair güçlü bir inanç verdiler. Belki de en değerlisi buydu.
Slaven
Bilic'in ayrılacak olması ise bütün bunların üzerine benim için ayrı bir hayal
kırıklığı oldu. Sezon boyunca zaman zaman kararlarını eleştirdim. Oyuncu
tercihlerini sorguladım, değişikliklerini beğenmediğim maçlar oldu. Ama hiçbir
zaman onun bu takıma olan bağlılığından şüphe etmedim. Saha kenarında
futbolcularıyla birlikte sevindi, onlarla öfkelendi, onlarla üzüldü. Beşiktaş'ı
yalnızca çalıştırdığı bir futbol takımı gibi görmediği hissini bana hep verdi.
Belki de bu yüzden onu bu kadar sevdim.
Yönetimin
genel olarak yaptığı işleri başarılı bulsam da Bilic'le yolları ayırma kararına
katılmıyorum. Umarım bizim bugün göremediğimiz, ileride dönüp baktığımızda
“Evet, ne yaptıklarını biliyorlarmış” diyeceğimiz bir planları vardır. Çünkü
asıl korkum, yeni bir teknik direktörün gelip bambaşka bir futbol anlayışı
kurması ve ilk birkaç kötü sonuçta yeniden paniğe kapılıp her şeyi baştan
değiştirmeye kalkmamız. Eğer böyle olursa bugün Bilic'in gidişine duyduğum
üzüntü çok daha büyük bir kızgınlığa dönüşür. Umarım yanılırım.
Yeni stadımız
tamamlandığında, bu sezon kazanılan tecrübenin üzerine doğru parçalar
eklendiğinde Beşiktaş'ın önünde çok güzel günler olduğuna inanıyorum. Belki
bugün elimizde kupa yok, belki beklediğimiz şampiyonluk gelmedi ama bu sezon
bana Kara Kartal'ın yeniden büyük hayaller kurabilecek kadar yükseldiğini
gösterdi.
2014-2015
sezonunu Liverpool gecesiyle, Tottenham zaferiyle, deplasman yollarıyla,
Olimpiyat'ın rüzgârıyla, son dakika golleriyle, kaçan fırsatlarla, Demba'nın
golleriyle, Gökhan'ın koşularıyla, Atiba'nın bitmek bilmeyen sakinliğiyle ve
Bilic'in saha kenarındaki heyecanıyla kapatıyoruz. Sevindim, sinirlendim,
üzüldüm; bazen ümidimi kestim, birkaç gün sonra yeniden şampiyonluk hesabı
yaptım. Ama her hafta yine televizyonun karşısına geçtim. Çünkü bütün bir sezon
boyunca değişmeyen tek şey vardı: Beşiktaş yine Beşiktaş'tı.
Nice sezonlarda Beşiktaş'ımızın başarılarını hep birlikte yaşamak dileğiyle. Hoşça kal 2014-2015. Unutulacak bir sezon değildin.
Stadyum: Osmanlı Stadyumu
Hakemler: Yunus Yıldırım, Serkan Gençerler, Adil Sinem, Suat Arslanboğa (4.
Hakem)
Beşiktaş: Günay,
Olcay, Atınç, Sivok(Dk.87 Milosevic), Opare, Kerim (Dk.77 Serdar), Necip,
Tolgay, Oğuzhan, Cenk, Mustafa (Dk.66 Uğur)
Yedekler: Enes, Serdar, Milosevic, Ersan, Uğur, Motta, Eslem
Teknik Direktör: Slaven Bilic
Gençlerbirliği: Ferhat K., Sedat, Hakan, Halil, Ahmet Ç.(Dk.53 Ferhat G.), İrfan,
Gosso(Dk.29 Çağrı), Tomic(Dk.77 Berat), Landel, El Kabir, Stancu
Yedekler: Ramazan, Ferhat G., Ahmet O., Çağrı, Taylan, Mervan, Berat
Teknik Direktör: Mustafa Kaplan
Goller: Cenk (Dk.42), Oğuzhan (Dk.83), Çağrı (Dk.90)
Sarı Kartlar: Çağrı (Dk.39), Atınç (Dk.71), El Kabir (Dk.90+1)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder