Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi H Grubu'ndaki ikinci maçında
Sporting Lizbon'u ağırladı. Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nda oynanan karşılaşma,
beklendiği gibi oldukça zorlu geçti.
İlk on dakika geride kaldığında açıkçası biraz tedirgin
olmaya başlamıştım. Çünkü karşımızda gerçekten kemik gibi bir takım vardı. Sert
oynadıkları gibi gol pozisyonlarına girdiklerinde son derece rahat hareket
ediyor, kendilerine ne kadar güvendiklerini belli ediyorlardı. O an içimden,
“Beşiktaş bu maçı kazanırsa gecenin galibiyeti olur,” diye geçirdim.
Deplasmanda böylesine rahat oynayan bir takıma karşı
kazanmak için hem çok dikkatli olmak hem de sahada yalnızca onların olmadığını
gösterecek güçlü bir karşılık vermek gerekiyordu. Beşiktaş'ın ilk yarıda bunu
yeterince yapabildiğini söyleyemem. Gol pozisyonu üretmekte zorlandığımız gibi
Sporting'in baskılı oyununa aynı sertlikte karşılık vermekte de güçlük çektik.
Bunu fark eden Sporting oyuncuları oyundaki
ağırlıklarını giderek artırdılar ve tehlikeli ataklarını sıklaştırdılar.
Sonunda 16. dakikada golü de buldular. Ne yalan söyleyeyim, o anda maça olan
inancım epey azaldı. Beşiktaş'ın bu karşılaşmayı çevirebileceğini
düşünmüyordum.
Golden sonra kendine güveni daha da artan Sporting, ilk
yarının kalan bölümünde oyunun büyük kısmını kontrol etti. Devre arasına ikinci
golü yemeden girebilmemizi bile önemli buluyordum.
İkinci yarı başlamadan önce Şenol Güneş'in Quaresma'yı
oyundan çıkarma ihtimali geçti aklımdan ve içim karardı. Bana göre bu maç tam
Quaresma'nın maçıydı ve doksan dakika sahada kalması gerekiyordu. Neyse ki
hocamız da farklı düşünmedi ve Quaresma ikinci yarıda da sahadaki yerini aldı.
Savunmada İsmail'e şans verilmesi ve onun da bu fırsatı
iyi değerlendirmesi takım adına sevindiriciydi. Uzun süredir düzenli oynayan
biri gibi rahat ve güvenli bir performans sergiledi. İlk yarıdaki görüntünün
ardından takımın ikinci yarıya nasıl döneceği de beni düşündürüyordu ama Kara
Kartal sahaya çok daha farklı bir havayla çıktı.
İlk yarıdaki karamsar, zaman zaman rakibin üstünlüğünü
kabullenmiş gibi görünen Beşiktaş gitmişti. Yerine daha cesur ve derli toplu
bir takım geldi. İlk yarıda gerçekleştirmekte zorlandığımız organize
hücumlardan biri 61. dakikada sonuç verdi ve Gökhan'ın golüyle beraberliği
yakaladık.
Yine itiraf edeyim; Beşiktaş'ın bu maçta gol
atabileceğine bir ara gerçekten inancımı kaybetmiştim. Sporting öylesine
organize ve dikkatli oynuyordu ki savunmaları Kara Kartal'ın karşısında beton
bir duvar gibi duruyordu. Gökhan o duvarda ilk çatlağı açınca maçın rengi bir
anda değişti.
Skor 1-1'e geldikten sonra Sporting'in atakları yine
yüreğimizi ağzımıza getirecek kadar tehlikeliydi ama artık Beşiktaş da daha
derli toplu oynuyor ve güven veriyordu. Üstelik rakip kalede fırsatlar bulmaya
başlamıştık. Ne yazık ki ceza sahası çevresindeki aceleci tercihler yüzünden
bunların bir kısmını değerlendiremedik. En net fırsatlardan biri 77. dakikada
Oğuzhan'ın ayağından geldi.
Dakikalar sekseni gösterirken Beşiktaş hücumlarını daha
da sıklaştırdı. Fakat bunu yaparken savunma güvenliğinin giderek azaldığını
fark etmek insanın sinirlerini bozuyordu. Böyle bir rakibe karşı beraberliği
yakaladıktan sonra maçı kaybetmek büyük hayal kırıklığı olurdu. Dakikalar
ilerledikçe maç benim için futbol karşılaşmasından çok sinir testi hâline
gelmeye başladı.
Beşiktaş'ın hücuma çıkarken zaman zaman topu fazla
çevirdiği de gözümden kaçmadı. Bunun bilinçli biçimde tempoyu kontrol etmek
için mi yapıldığını, yoksa takımın hücumda karar vermekte zorlanmasından mı
kaynaklandığını bilemiyorum. Ama bir puanı korumak için on bir kişiyle ceza
sahasına kapanmak yerine topa sahip olarak maçı kontrol etmeye çalışmak bana
her zaman daha güzel görünüyor.
84. dakikada Atiba'nın değerlendiremediği pozisyonun hemen ardından
Sporting'in kontratağa çıkması yüreğimizi ağzımıza getirdi. Buna rağmen
Beşiktaş'ın gol yeme korkusuyla geriye yaslanmak yerine maçı kazanmayı denemesi
hoşuma gitti. Riskliydi ama cesurdu.
Hakem karşılaşmaya üç dakika eklediğinde Quaresma'nın
yerine Kerim oyuna girdi. Uzatma dakikalarında Oğuzhan'a yapılan faulün
ardından ceza sahasına yakın bir noktadan kullandığımız serbest vuruş sonuç
vermedi. 92. dakikada ise Sporting tehlikeli geldi ve korner kazandı. O korner
kullanılana kadar sıkıntıdan patlayacağım sandım. Neyse ki pozisyonu
değerlendiremediler ve maç sona erdi.
İlk yarının sonunda Beşiktaş'tan galibiyeti geçtim,
açıkçası tek bir gol bile beklemiyordum. Sporting Lizbon gerçekten çok
tehlikeli, dinamik ve ne yaptığını bilen bir takım. Bu nedenle Beşiktaş'ın
ikinci yarıda oyunun dengesini değiştirip aldığı beraberliği küçümsemiyorum.
Bana göre değerli bir puan kazandık.
Şunu da unutmamak gerekiyor: Deplasmanda oynayacağımız
ikinci karşılaşma muhtemelen bundan çok daha zor olacak. İstanbul'da böylesine
rahat oynayabilen bir takımı kendi sahasında yenmek istiyorsak farklı ve akıllı
bir stratejiye ihtiyacımız olacak.
Ama o maçın hesabını zamanı geldiğinde yaparız.
Bu gece gördüğümüz başka bir şey var: İlk yarıda
karşımızda yıkılmaz gibi duran bir rakibe karşı Beşiktaş ikinci yarıda ayağa
kalktı, golünü buldu ve maçı kazanmayı deneyecek cesareti gösterdi.
Avrupa'da bazen galibiyet kadar, böyle doksan dakikalar da takımı büyütür.
Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu
Hakemler: Paolo Tagliavento, Matteo Passeri, Fabiano Preti (İtalya)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, İsmail, Atiba, Necip (Dk 46 Oğuzhan),
Gökhan Töre, Sosa (Dk. 68 Cenk Tosun), Quaresma (Dk.90 Kerim Frei), Gomez
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Sporting Lizbon: Patricio, Cristian Silva, Joao Pereira, Naldo, Figueiredo, Aquilani
(Dk. 79 Gelson Martins), Carvalho, Gutierrez Teofilo (Dk. 69 Slimani islam),
Ruiz, Mane, Matheus Pereira (Dk. 55 Adrien Silva)
Teknik Direktör: Jorge Jesus
Sarı Kartlar: Rhodolfo, Ersan Gülüm (Beşiktaş), Cristian Silva, Joao Pereira (Sporting
Lizbon)
Goller: Dk. 61 Gökhan Töre (Beşiktaş) Dk. 16 Bryan Ruiz (Sporting Lizbon)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder